http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2017/05/bu-bir-veda-degil-chris-cornell-1050x687.jpg

BU BİR VEDA DEĞİL: CHRIS CORNELL

Now I know why you’ve been shaking – Slaves and Bulldozers

 

Bir gün buraya yazmayı asla aklımdan geçirmeyeceğim bir konu. Bir yazı… Artık her ne derseniz. Esas konuyu yazmamak için erteliyorum da erteliyorum.

Bu blogu açtığım günden bu yana en sık gördüğünüz isimlerden biri. En büyük ilham kaynaklarımdan. Kendimi hayatımda en ama en yalnız hissettiğim dönemlerde oyalanmamı sağlayan insan. Her dinlediğimde şarkı sözlerinde yeni anlamlar bulduğum adam artık aramızda yok.

 

Chris Cornell adını ve olayı aynı cümle içinde geçirmemeye çalışıyorum. Özenle. Titizlikle. Bir Soundgarden şarkısı titizliğindeyim bu konuda.

Yaş durumundan mıdır, genelde daha enerji yüklü insanları sevdiğimden midir bilinmez; bu bloga kendi “as”larımdan birine veda yazısı yazacağımı hiç düşünmemiştim. Ama mesela Chris Cornell‘in nasıl yaşlanabileceğini düşünmüştüm. Zaten henüz yaşlanmamıştı bile. Sorunlardan biri de bu.

Hepimizin çok güzel olduğu zamanlar.

Upuzun saçma bir masada, 18-19 yaşlarındayken sıkıntı ve stres duyguları arasında bir ofiste çalışmak zorundayken tanıştım şarkılarıyla; kendisiyle. Şu anda rahatsam, çoğu şeyden sağ çıktıysam kendisi sayesinde. O sonsuz beyaz masada bacaklarımı toplayıp bana hiç yararı olmayan bir konuda robot gibi çalışırken son ses açtığım Badmotorfinger albümü sayesinde. Biraz olsun akıl sağlığımı koruyabildiysem işten çıkışta kulağıma taktığım o Audioslave albümü sayesinde…

Benim için hep Von Dutch jeanli adam olacak…

İlginç bir şekilde aklıma sürekli o bembeyaz saçma masa geliyor. Gece saat 12 ve ofisteyim (ve bana kalırsa; o yaştaysam mesaiye kalmamalıyım?); çaresizce işimi yapmaya çalışırken beni YouTube’daki 90′lara ait Soundgarden konserleri oyalıyor. Bembeyaz bir oda, Rusty Cage‘deki gibi.

Hatta Audioslave demişken; o meşhur debut albümleri var ya; albüm dinleme kültürünü kazanmam da o albüm vesilesiyle oldu; belki bu kadar çok yazmaya başlamam da…

İlk bastırdığım tişört de bir Soundgarden tişörtüydü. Dolayısıyla sonrasında gelen tişört işi de…

Neyi nasıl saysam ki… Sanırım en güzel yanı en önden, kanlı canlı gördüm ben bu adamı. Tişörtümü fırlattım attım. Bağırdım. Dokundum. Eşlik ettim. Gördüm. Şu hayatta en çok sevdiğim insanlarla yaşadığım en özel bir kaç anıdan birine eşlik etti bu adam.

Odamdaki devasa posterler de bu adama ait. Takvimler de. Plaklar da. Her şey. Aklımdan her şey süzülüyor.

Bilemiyorum tabii ki herkese üzülürdüm, çok üzülürdüm ama bu adamın vefatı beraberinde şok etkisini de getirdi. Hani “asla beklemediklerimizden”.

Defalarca izlediğim Pinkpop konseri

Bugün haberini alır almaz eski iş yerimden, şu anki iş yerimden, çevremden bir dolu mesaj aldım iyi misin diye. O kadar içselleştirmişim yaptıklarını ve o kadar yansıtmışım. Bir yandan “bir daha nasıl dinlerim” diye düşünüyorum bir yandan kulağımda son seste Pretty Noose açık.

Her zaman iki ayrı karakterim olduğunu düşünmüşümdür. Tıpkı ay gibi, iki yüzüm var. Biri daha karanlık, daha melankolik ve yer yer şiddete meyilli. Diğeri daha enerjik, daha güçlü, daha yaşam dolu ve pozitif. Bu adamı belki de bu yüzden bu kadar çok sevip içselleştirmiştim. O da bir Ay Çocuğu. (20 Temmuz doğumlu bir Yengeç burcu.)

Soundgarden ne kadar karanlık yüzüyse, Audioslave o kadar aydınlık yüzüydü; yeniden doğuşuydu. Geriye bıraktığı bu iki özel ruh için de ayrı ayrı seviyorum. Bir yanım Just Like Suicide açıp gözyaşları içinde nasıl da o şarkıdaki kuşu andırdığını düşünmekten yana. Diğer yanım sonuna kadar Show Me How To Live açıp daha güçlü olduğunu hatırlamaktan yana. Karar veremiyorum.

Belki de bu yüzden en kabullenilemeyen (ve tabii ki benim kabullendiğim) Scream albümünü açacağım. Daha günümüzmüş gibi, asla gitmezmiş gibi hissettirdiği zamanlar. (Saymasam da yukarıda; solo dönemini -özellikle Euphoria Morning- ve Temple of The Dog’u da çok severim.)

Kelimeleri toparlayamadığımı ve saçmaladığımı biliyorum. Çünkü tek hissettiğim içimden kocaman bir parçanın koptuğu. Hayatımda bir dönem kapanmış gibi hissediyorum. Ama bu bir veda yazısı değil. Şimdi Soundgarden hakkında daha fazla hikaye dinleme zamanı. Gün ışığına çıkmamış parçaları duyma zamanı. Her ne kadar ben kendisini hep Tom Morello’nun yanındaki Von Dutch jean pantalonlu halini hatırlayacak olsam da…

Ayrıca hadi ama, bence siz de benim gibi inanmıyorsunuz gittiğine?

Daha fazla saçmalamak ya da uzatmak da istemiyorum açıkçası. Zaten siz yıllardır okudunuz, gördünüz, yakınımda olanlar bizzat tanık oldu nasıl sevdiğime.

Yazıyı bir daha dönüp okumamak üzere noktalıyorum.

Burada Marie Claire için yaptığım Top 5 liste, burada da Trendsetter İstanbul için yaptığım favori performanslarım listesi var. Soundgarden konseri deneyimim ise burada.

En en en sevdiğimle noktalayayım. Bu kez sahiden nokta.


——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

Kanalıma abone olmak için: http://bit.ly/2dtprcp

Bana ulaşabileceğiniz diğer hesaplar:

✉:multibabydoll@gmail.com

Instagram: https://www.instagram.com/multibabydoll/

Facebook: https://www.facebook.com/multibabydoll/

Twitter: https://twitter.com/multibabydoll_

Shop: spr.is/KingAnimal

MÜŞRA DEMİR

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours