http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2014/01/Untitled-3.jpg

Bulunduğumuz Yol…

Tam 2 yıldır TV izlememiş bir insanım. Çok ciddiyim, tam tamına 2 yıldır asla TV izlemedim. Düzenli bir iş yaşamına atıldığımdan beri kumandaya elimi sürmedim, çünkü zaten iğrendim televizyondan. Evet evde hep TV açıktır, çünkü TV’nin açık olması ve ses gelmesi, o korku filmlerinde gördüğümüz kötü şeylerin olmayacağının göstergesidir benim için, güven verir.

Ama izin kullandığım bu puslu ve güzel, tembel günde iyi ki TV izleyesim tuttu. Zira açık olan televizyonda, şans eseri zaplarken D-Smart kanallarından birinde The Way We Were’ e denk geldim. Tam da başlangıcında filmin adının yazdığı yere. Hızlıca geçerken küçük bir duraksama yaşadım ve filmin olduğu kanala geri döndüm. Evet tam da hatırladığım gibiydi, bu film külttü ve başrolünde en şaheser haliyle bir Robert Redford vardı!

Film başladı, ben tabii Robert Redford’ın her gözüktüğü sahnede “ah,vah” demekten bir süre kendime gelemedim, kendime geldiğimde de filme kendimi vermeyi  başarabildim.

Bazı insanların dünyaya tekrar gönderilmesini talep ediyorum.

Bir kere aşk filmlerinden nefret ederim. Ama %90’ından. O %90’ı da genel olarak sonunda kız ya adamın kanserden öldüğü, salya sümük dolu, gerçeklikten ve doğallıktan uzak ya da yapış yapış mıç mıç sinir bozucu aşıkların başrolünde olduğu aşk filmleri oluşturur. Geriye kalan %10’daki aşk filmlerinin ise başımın üzerinde yeri vardır,bana her zaman ilham verir,ikoniktirler,listelerimin ilk 10’undadırlar (bkz. Alfonso Cuaron’un Great Expectations’ı,  Only You, Nine And A Half Weeks vs…) Bu film de o muhteşem azınlıktaki filmlerden biri.

Barbara Streisand her filmde olduğu gibi burada da Yahudi olduğu üzerine basıla basıla ifade edilen, çok güçlü, çok zeki, çok hırslı, çok entelektüel, çok idealist, çok çok çok çok… bir kızımız. Robert Redford ise ne olduğu önemli olmayan… Eeeee şaka şaka, kendisi de okulun pek popüler çocuğu. Çok da spoiler vermeden söylemek gerekirse, bu uzlaşmaları imkansız iki kişinin hikayesi. Katie komünist, aktivist, idealist. Pek de ideal bir güzellikte değil. Hubbell yakışıklı, ne istediğini biliyor ve isteklerinin mantığının önüne geçmesine izin vermiyor. İkisi de birbirine aşık oluyor ama bu ikisi için de bu,büyük birer sınav. Zira filmin en güzel yanı burada başlıyor zaten. Çoğu salya sümük filmde gördüğümüz “kendisinden ve egolarından ödün verme” durumu burada yok. Tersine, ikisinin de sorunları kendilerinden ödün vermeyi reddettiklerinde başlıyor. Zaten ikisi de bu yüzden birbirine aşık oluyor ya!

Soğuk savaş dönemleri…  Filmi harika kılan bir diğer ayrıntı da zaten, politik bir arkaplanı da olması. Hollywood’un soğuk savaş dönemindeki tutumu için çok iyi bir ayna görevi gördüğünü de düşünüyorum bu filmin.  Politikanın ve görüşlerin ikili ilişkileri nasıl etkilediği, tutkuların karşı taraf için nasıl anlaşılmaz olabileceğinin de bir aynası aynı zamanda. Katie’nin lisedeki politik tutumunu yıllar sonra dahi bırakmamasını anlamak, Hubbell için çok güç. Ama Katie’nin katı tutumuna ne kadar uyuz oluyorsak, bu “güçlüyüm” yazan duvarlarını Hubbell için her yıktığında içimiz bir o kadar acıyor…

Katie, Hubbell için fazla komplike, tam bu noktada zaten kafamızı sallamaya başlıyoruz. Hubbell’ ın görünüşünden midir bilinmez, yine de Hubbell’ın tarafını tutuyoruz. En azından ben onu tuttum. Zira Katie’nin dengesiz ve sıkıştırıcı tavırları beni oldukça rahatsız etti zaman zaman. Belki de bir Hubbell’ın idealindeki simple girl olduğumdandır ya da daha gerçekçi bir ihtimalle aynı şeylerin birbirini itmesinden dolayı itici gelmiştir bana?

Filmdeki kıyafetlerin inanılmaz derecede ilham verici olduğunu anlatmama gerek yok herhalde? 50-60-70’ler diyorum, Robert diyorum, Barbara diyorum? Katie’nin hayatının yönü değiştikçe, değişen stilini de takip etmek ayrı bir keyif. Kolejdeyken kıvırcık saçlarından ödün vermeyen kız, 40’lı yıllara gelindiğinde saçını ütülettirmiş, yüksek topuklularını ve midi kalem eteğini giymiş şık ve güçlü genç kadın profili çiziyor. Aşklarını en doludizgin yaşadıkları dönemde Hubbell ile inanılmaz uyumlu giyinmekte, aynı zamanda ateş kırmızılarını da üzerinde görmek mümkün aşkını yansıtırcasına. Los Angeles’a yerleştikleri andan itibaren (ki en sevdiğim kısımlar) Katie’nin giydikleri tam bir moda şovuna dönüşüyor. Lüks görünümler, fütüristik kesimler… Ama şahsi favorim, Katie’nin leylak rengi tulumu oldu. Ben o tuluma resmen aşık oldum!!! Kıpkırmızı uzun tırnakları da unutmamak gerek…

Bu tulum burada gözüktüğünden 10 kat iyi aslında!

 

Filmi gözlerim faltaşı gibi açılmış halde izlerken aklımda bir soru beliriyor, peki ben bu filmin kült olduğunu nereden biliyorum?

“Your girl is lovely Hubbell.”

Tabii ya, Sex and The City’nin 2. Sezon finalini hatırlayın! Dizinin en kült bölümlerindendir bu. Kızlar The Way We Were hakkında konuşurlar. Ve içimiz acır. Çünkü Carrie finalde Mr. Big’e filmde Katie’nin Hubbell’a söylediği sonra tarihe geçen o repliği söyler, Big’in saçlarını okşayarak : “Your girl is lovely Hubbell.”

Tabii ki Mr. Big öküzü anlamaz bunu. Ama o da daha basit bir kızı, işte o Simple Girl’ü Complicated Girl’e tercih etmiştir.

Anlarız ki onca sözden daha vurucudur “Your girl is lovely Hubbell” sözü.

Filmin adı bile vurucu. The Way We Were. Buradaki çevirisiyle Bulunduğumuz Yol. Sade, abartısız, abartısızlığın ihtişamını kullanan ve buram buram “ben gerçeğim” diyen bir film.

Filmi bu kadar anlattık, bir de olayın müzik kısmı var bittabi. Yoksa ben bir filme bu kadar kolay aşık olmam. Barbara Streisand’ın seslendirdiği filmle aynı ismi taşıyan parça gerçek bir klasik. Barbara’nın harika sesinde zihinlere yer eden, bence dünyanın en iyi soundtrack parçalarından olan The Way We Were, bir de Oscar kazanmış zaten.

Kısacası Sydney Pollack’ın yönettiği (en de sevdiğim yönetmenlerdendir) bu “gerçekçi” ve harika filmi izleyin, izlettirin. Saatler geçti, hala aklımda bu film var. Ya da tadı damağımda kaldı mı demeliydim bilmiyorum. Tek bildiğim bu filmi sadece 1 kez izlemekle kalmayacağım…

Ayrıca Katie’nin  stilini yakalamak için buraya ve buraya göz atmanızı öneririm.

MÜŞRA DEMİR

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours