http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2014/02/Untitled-31.jpg

Çok da geç kalınmamış bir keşif: LIONS

Araştırmacı-obsesif kişiliğim yüzünden herhangi bir şeyle temasım bir anda beni 10.000 farklı konuyla daha temas haline götürür.

Bu durumlardan biri yakın zamanda başladığım ve daha 2. sezonunda olmama rağmen (işte her şey zaman demek) bağımlısı olduğum Sons Of Anarchy ile yaşandı. Her bölümde çalan şaheserleri dinleyip eargasm’dan eargasm’a koşmam nedeniyle müzikal keşif açısından pek keyifli bir dönemdeyim.

Bu dönemde keşfedip,playlist’ime 3 albümünü birden sokabilen gruplardan biri Lions.

Daha 1. Sezonun ilk bölümünde Jax’in hazırlanmaya başladığı anlarda çalan Machine şarkısıyla beni onikiden vurdu. Hatta onikiden vurmak ne demek, uzun süre o şarkıdan başka bir şey dinleyemedim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla başka şarkılarıyla da sadece Sons Of Anarchy’nin değil, bir başka hastası olduğum dizi Californication’ın da en iyi anlarına eşlik etmişler. Sırf bu referanslarından ötürü bende kredileri giderek yükselen bir grup işte Lions.

Kendilerini araştırdıkça  hakettikleri ilgiyi göremediklerine kanaat getirdim, ama… Ama belki de böylesi daha iyidir diye düşünüyorum, sonuçta herkesin dinleyip ayağa düşürmesindense (popüler olanı severse ölecek hastalığından muzdarip değilim, hayır.) …

Yine de her indie grubu, otu boku tepelere çıkan kitle bunu neden çıkarmamıştır? Çıkarmıştı da ben mi farkedemedim acaba?

Tüm bunları bırakıp kimlik kartına geçelim istiyorum.

2005’te Texas’ta kurulan grubun solisti ve gitaristi, dinledikçe hayranına dönüştüğüm Matt Drenik (kendisine has bir sesi var,beni alıp götüren,le le le), bateride Jake Perlman,gitarda Austin Kalman ve bas gitarda ise Mike Sellman.

Biraz karanlık, bolca kirli ve oldukça coşkulu bir soundları var denilebilir. Bana zaman zaman Soundgarden’ın ilk dönemlerini hatırlatıyor (hani şu karanlık Ultramega OK  ve biraz da Louder Than Love dönemleri) ve sanıyorum ki sırf bu yüzden bu denli çok beğendim bu grubu. Yine de ayrıntılı tarif vermek gerekirse biraz erken dönem Soundgarden’ını alıp; bir kapta Black Flag ile çırpıyor; fırına Wolfmother ile veriyoruz. Sos olarak da ateşte kızdırılmış psychedelic tınılar ekliyoruz. Sonuçta ise işte cayır cayır hard rock icra eden LIONS çıkıyor  -ve ben tarif verebildiğim tek alanın mutfak dışı olduğunu kanıtlıyorum- .

Albümlerine gelirsek, benim favorim gerek kapak tasarımı gerek bulundurduğu şarkılarla; 2007 çıkışlı No Generation oldu.(Zaten şu 2006-2007’de falan rock dünyasına bir haller oldu, çok iyi işler çıktı yahu!) Bu albümün içinde hiç boş yok şeklinde bir iddiada bulunabilirim. Zira… Yok!

Albüme adını veren No Generation, Machine ve Witch and the Star, bağıra çağıra,kan ter içinde eşlik etmek isteyeceğiniz öne çıkan şarkılar. Uzun yol, kısa yol,ev partisi vs vs. şeklindeki türlü türlü aktivitelerinize soundtrack olabilecek derecede iyi bir albüm. Play’e basın, arkanıza bakmayın bir daha.

Hemen bunun ardından gelen EP’leri Volume One (bu albümden Metal Heavy Lady, Guitar Hero’dan hatırlanabilir) ve Let No One Fall da yine harika albümler. Sonradan gelen kardeş gibi ilk göz ağrınızı bir köşeye attırmıyor, sessizce ekibe dahil oluyorlar.

Ahanda Volume One EP’si.

 

Ahanda Let No One Fall.

İstisnasız her şarkıda bana sanki alev alev yanıyormuş hissi veren riff’leri var. Bununla birlikte sözler baştan savma değil, bingo, bir artı puan daha yani. Zaten The Misfits ile aynı sahneyi paylaşmışlar, nseee bhen dha biseeee demiorm.s.s.s..s.s.s

Anladığım kadarıyla yeterince underground bir kemik kitleleri var (yahu kısaca Youtube’daki her videolarının altında “beni buraya Sons Of Anarchy getirdi ehehehehe” geyikleri dönüyor. Bundan ala kitle mi olur?) Bir de yetmemiş, Sons of Anarchy: North Country albümü için bir Bob Dylan şarkısı da coverlamışlar (Girl From the North Country).

Background oluşturabildikleri dizilere, yapımlara bakıldığında (Smackdown falan diyorum yahu), müzikleri kadar gaz, vurdulu kırdılı, olmadı eğlenceli bir atmosfer oluşturmak için birebirler.

Canlı performansları da pek harika olan grubu canlı izlemeyi de en içten şekilde diliyorum. Bir de daha fazla üretmelerini, daha çok albüm çıkarmalarını, herkese hala nasıl iyi müzik yapılabildiğini göstermelerini…

NOT: Matt Drenik’in bir diğer projesi Battleme’e de bir bakmak gerek.

MÜŞRA DEMİR

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours