http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2014/07/www.multibabydoll-37.jpg

İdeal evin tanımı: Biraz grunge, belki biraz da Western

Kalkıp da hayatında dekorasyon dergisi açıp okumuş bir insan değilim. Tamam hadi yalan olmasın, sırf işsizlikten açıp IKEA kataloglarını okumuşluğum var. Ama yeni trendler neymiş, evimde daha çok nasıl yer açabilirmişim gibi sorular aklımı hiçbir zaman kurcalamadı. Zaten düzenden ziyade, dağıtmak peşindeyim.

Neyse, konumuz bu değil. Konumuz evden, evle ilgili şeylerden, evde oturmaktan hoşlanmadığım halde; en ilkel içgüdülerden biri olarak kafamı sokacağım ve değer verdiğim diğer herşeyin (ayakkabılarımın, elbiselerimin, plaklarımın, kitaplarımın,dergilerimin…) de kafasını sokabileceği çatıyı en “ben” şekilde dekore etme isteğim.

Neyse ki bu konuda ne istediğimi uzun süredir biliyorum. (Ne istediğimi bildiğim nasir konulardan biri?) En azından hayatımı sadece müzik ve moda üzerine kurma isteğimden  ötürü, içerisinde rahat edebileceğim alanı gördüğüm anda anlamak çok da zor olmuyor.

İşte hayatını moda ve müziğin domine ettiği ve bu hayat tarzını en iyi şekilde yansıtabildiğini düşündüğüm model/tasarımcı Erin Wasson’ın evi bu yüzden benim hayallerimdeki ev!

Erin Wasson zaten giyim tarzıyla (bkz. Bir müzik festivalinde ne giyilir sorunsalı! incelemem), yaptıklarıyla/yapmadıklarıyla ve duruşuyla en büyük ilham kaynaklarımdan biri. Fazlaca The Coveteur için, biraz da ELLE dergisi için evinin kapılarını açmış (evet cümle kurmak konusunda yeterince klişe miyiz?) . Tabii aynı zamanda benim de zihnimin kapılarını açtı. Gelecekte, hem de çok ama çok yakın bir gelecekte tam anlamıyla sahip olmak istediğim ev bu. Belki biraz daha vahşi dokunuşlar olabilir, ama şimdilik bundan daha iyisini, daha estetiğini düşünemedim.

Kapıdan girdiğinde modayla içiçe olmak? Evet. Başını koyduğun herhangi bir noktadan plaklarını gözleyebilmek? Evet. Yeterince salaş? Evet. Ama yeterince herhangi bir koleksiyoneri mutlu edici mi? Evet.

Ah, dünyanın sadece o ana akım dekorasyon dergilerinin dayattığı; klasik/klişe toprak tonlarıyla kaplanmış, rahatsız koltuk takımlarının süslediği, samimiyetsiz evlerden oluşmadığını öğrenmek benim için ziyadesiyle mutlu edici oldu. Ve tabii ki mutlu edici.

Neyse, sonuca gelelim, klişe bitirelim. İS-Tİ-YO-RUM!. Bir de bu hızla gidersem, elbet böyle bir çatı da yaparım kendime. Kendimi kandırmıyorum, gerçekten…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours