http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2014/07/multibabydoll-4-1050x699.jpg

İstanbul konseri öncesi Metallica Through The Never!

Bu yazıyı konsere tam 1 hafta kala yazmak da ayrı bir heyecan dalgası yaratıyor. Evet bahsettiğim şey 13 Temmuz 2014 Metallica İstanbul Konseri. Ama bu tabii sadece heyecanımın sebebi. Burada bulunma nedenimiz bu konseri bahane edip 2013 tarihli Metallica Through The Never filminden bahsetmek. Ya da filmi bahane edip konuyu Metallica konserine getirmek. Ya da her neyse, bilemedim.

Metallica Through The Never, olayın “film” kısmı çoğu izleyici için şaibeli olsa da gerçek bir konser filmi. Atmosferi, performansı ve tüm bunlara eşlik eden yan hikayesiyle…

Trip, genç bir Metallica roadie’si (Şık olduğunu da belirtmek gerek). Kendisine verilen çantayı koruma ve getirme görevi Pulp Fiction’ı hatırlatıp gülümsetiyor.(ve Ben Nasıl Kalitesiz Film Yorumları Yapan Klişe Yazarlara Dönüştüm Vol. II) Ama sanırım filme anlam verememe sorunu burada başlıyor, çünkü çantada ne olduğu konusu tamamen seyircinin hayal gücüne bırakılmış. Hoş, madem o çanta o kadar önemli neden James hala arabasıyla poz kesiyor?  ( Bu arada filmin başında Trip’in her elemanı ayrı ayrı backstage’de gördüğü sahnelerde, her elemana ayrı bir efekt, ayrı bir tarz yaratılmasına rağmen, koridorda amaçsızca yürürken şöyle bir bakan Lars cool olma konusunda hepsini geçiyor; ben söyleyeyim.)

Trip karakterini oynayan Dane DeHaan’a burada değinmekte fayda var. Yaşına göre fazlasıyla karizmatik (öhm) . Rolüne tam oturmuş. Zaten dikkatli gözler son Spider Man filminden kendisini hatırlayacaktır.(Kendisi yeni film projesinde James Dean’i canlandıracak. Yani gün gelecek buralar hep değerlenecek.)

Konsere eşlik eden filmin senaryo açısından insanı hayrete düşürecek cinsten olmadığını ben de kabul edebilirim. Ama başka bir gerçeği daha kabul etmek lazım. Kalkıp da bu filmi izleme nedenimiz Metallica. İşin o kısmı da zaten harika bir biçimde filmde bulunuyor.

Konser filminin çekildiğinden haberdar olan Kanadalı izleyici ekstra sırıtkan şekilde sık sık kameralara yakalanmasa belki daha mutlu olurduk ama olsun. Bir de seyirci fazlasıyla ölü böylesine bir performans için. Yani Metallica yahu bu, Metallica! Memleketliniz Castin Bibır gelse böyle mi durursunuz sanki? Hiç sanmıyorum! (Master Of Puppets’ın bir yerinde sahne önünde roman havası oynayan ablalar, sizi ayrı tuttum.)

İşte o çanta!

Belki bu konser Şili ya da Brazilya gibi ülkelerde yapılmış  olsa, daha Premium anlar yakalanabilirdi seyircinin coşkusuyla. Burada  ise fabrika ayarı olarak sadece tek kolu belirli aralıklarla kaldırıp arada sırada bağırma özelliklerini yerine getiren Kanadalı izleyici kitlesi var.

Metalllica her zamanki Metallica. Canavar gibi bir sahne performansı, bitmek yerine her saniye daha da katlanarak artan bir enerji ve tabii ki harika bir sahne tasarımı. (Ehm, James’in hala o kot yeleğiyle harika göründüğünü de söylemezsem olmaz)

 

Setlist; çok özel bir şeyler beklemeyecek tüm Metallica hayranlarını mutlu edebilecek türde. Ama benim anlamadığım şey neden filme adını veren Through The Never’ın çalınmadığı. En sevdiğim Metallica parçalarından biridir, dolayısıyla filmin adının gazıyla sonuna dek bekledim ancak duyamamak benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. (ki bu da kimin umrunda?)

For Whom The Bell Tolls, Fuel, Wherever I May Roam (her ne kadar tümünü duyamamış olsak da), Cyanide ve tabii ki Master of Puppets filmin size çılgın attıran anları. Bana göre ise filmin tepe noktası (hatta ciddi ciddi ağzım bir karış açık baktığım anı) Enter Sandman’in çalındığı dakikalar. Yine de küçük bir piyasa araştırması sonucunda ortaya çıkan sonuç, finaldeki “biz bize” havasındaki Orion performansı.

İşin film kısmından ben oldukça etkilendim daha önce de belirttiğim gibi. Zira kalkıp da kendi içerisinde “giriş-gelişme-sonuç” sıralaması kurulmuş standart bir senaryo beklemek biraz abes bir istek. En azından benim için öyle. Müziğe eşlik eden, atmosfere uygun, temayı destekleyen “havalı görüntüler sıralaması” beni her zaman daha çok etkilemiştir. Nitekim bunda da öyle oldu. O genel mücadele havası, aksiyonun bir saniye olsun durmaması (fazlasıyla 23.00’dan sonra yayınlanan  kalitesiz aksiyon filmleri metni gibi oldu?) ve gerçekten iyi görselliğiyle bence sahiden “olmuş”.

Filmi Macar asıllı Amerikalı yönetmen Nimrod Antal yönetmiş. Ama aslında proje önce Anton Corbijn’ e teklif edilmiş, Corbijn ise başka bir film projesi nedeniyle reddetmişti. İyi ki de öyle olmuş, zira Anton Corbijn inanılmaz derecede sevdiğim bir yönetmen ama Metallica evreniyle ne derece uyum sağlayabilirdi, aklımda soru işaretleri var. (Yani Anton’un işlerini anlamak için bir Control filmini hatırlayın, olmadı Depeche Mode kliplerini açın izleyin; demek istediğimi anlayacaksınız). Dolayısıyla Nimrod Antal;  vahşi, mücadeleci, enerjik ve yer yer çocuksu Metallica evrenini iyi yorumlamış.

Film tabii ki de “gereksiz ötesi” her şeyin vizyona girdiği ama gerekli şeylerin asla girmediği ülkemizde vizyon kelimesinin yakınından dahi geçemedi. (Ama castin bibır dökümantarileri  10 kişilik sinema salonunda bile gösterildi?) Bunu düşündükçe sinirlenmemek elde değil, ama olsun 13 Temmuz’u düşünelim ve gevşeyelim, evet.

Yine sanat yaptık, oh yeah!

Vizyon tarihi demişken, filmin ABD’de vizyon tarihi Cliff Burton’ın 27. Ölüm Yıldönümüne denk getirildi. (27 Eylül 2013). Filmde Cliff için yapılan bir başka saygı duruşu da James’in “pancakes” esprisinde saklı.

Metallica Through The Never aynı zamanda bir müzik grubu için yapılan ilk 3 boyutlu konser filmi. Buradan da 1323 yıldır hala bir konser DVD’si çıkaramayan gruplara selam edelim.

Zaten nerede rockstar var hepsi Toronto’da…

Vuhuuuu, James’in deri takımı yakıyoooo’!

Kısacası seversiniz ya da sevmezsiniz; Metallica hala aktif, üretken ve canavar gibi bir grup. Ben bile zamanında dinlemeden önyargılarla yaklaşırken şimdi 13 Temmuz’a şafak sayar hale geldim. Bu konser filmi ise ön yargılarımı kırmakla ne kadar iyi bir şey yaptığımı bana bir kez daha hatırlattı.

Son olarak, Metallica Through The Never’ı izleyin, izlettirin. Ama 13 Temmuz’a kadar ne yapacağız, işte onu ben de hiç bilmiyorum…

MÜŞRA DEMİR

 




There are no comments

Add yours