http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2014/09/rush_film_still_a_l-1050x591.jpg

Kazanmak ya da ölmek üzerine: Rush

Bazı filmler vardır erteledikçe ertelersiniz izlemeyi. Aslında siz ertelemezsiniz de unutursunuz bir şekilde günlük koşuşturmacadan. Ama neyse ki o “iyi” film tam zamanında sizi bulur, aklınıza düşer…

Rush daha çekim aşamasındayken “izleyeceklerim” başlığı altına adını kazıdığım filmlerdendi. Şimdi bakıyorum da taaaa 2013’te çekilmiş, biz 2014’ü bitireceğiz neredeyse. Ama diyorum ya, bazı filmlerin zamanı vardır o sizi arar bulur diye…

James Hunt yaşam tarzı ve duruşuyla oldukça sevdiğim bir isimken bu film sayesinde rakibi Niki Lauda’nın ne kadar özel bir yarışçı olduğunun farkına vardım. Maalesef ki spoiler vermeden yazmaya çalışınca bu kadar saçmalayabiliyorum. (gerçek hayat öyküsünden ne spoiler’ı verebilirsin ki diyebilirsiniz, olsun.)

Niki Lauda: Happiness is the enemy.

Aralarındaki rekabet duygusu, dönemin atmosferi, yarışlar, heyecan, tutku… Bu filmi konusuna ya da afişine bakıp kendisini uzak bulanlar bile bir şans vermeli. Herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceğini düşündüğüm bir film zira. Sonuçta kazanma isteği bir tür fabrika ayarı olarak hepimizde olan özellik, değil mi?

 

Aynı zamanda filmin tonuna da bayıldım. Ve tabii ki kostümlerine… James Hunt tarafı sürekli dönemin gösterişli ve dikkat çekici Gucci‘leriyle gezerken, Niki Lauda tarafı ise pervasız ve güçlü Salvatore Ferragamo‘lar içinde.

Gucci bir gelinliğin böyle güzel olacağını düşünmezdim.

Oh Ferregamo…

 

Filmde en beğendiğim görünümlerden biri…

 

The closer you are to death, the more alive you feel. It’s a wonderful way to live. It’s the only way to drive.

Görüntü yönetmenliği, yarış sahneleri, kostümler gibi öve öve bitiremeyeceğim özelliklerden biri de oyunculuklar. Daniel Brühl resmen buradaki performansıyla gözümde bir kahramana dönüştü denebilir. Karizması ve duruşu inanılmaz. Aynı şekilde, rolü için 14 kilo veren Chris Hemsworth de James Hunt olduğundan şüphe duymanıza izin vermeyecek bir performans sergiliyor. Kendisini böyle bir filmde böyle başarılı şekilde gösterebilmesi, Thor gibi; insanı izleyicinin gözünde rol yapma konusunda Terminator’leştiren bir karakterden sonra büyük bir şans bence.

Alexandra Maria Lara, Olivia Wilde, Pierfrancesco Favino ve Christian McKay rollerinde diğer parlayan isimler…

Müzik konusunda ise Hans Zimmer yine harika iş çıkarmış. Resmen filmi hissettim arkaplanda duyduğumuz Zimmer çalışmaları sayesinde…

Tabii ki finale gelirken Ron Howard’ın harika bir iş çıkardığını da söylemeden geçmemek gerek. Kesinlikle kendisinin A Beautiful Mind‘dan sonraki en iyi işi olmuş…

Bununla birlikte James Hunt ve Niki Lauda, ikisi de ayrı ayrı ilah isimler. Ben çoktan kendi kahramanlarım arasına kattım bile. Eminim ki izleyen herkes aynı şekilde hayatındaki belki bir boşluğu anlamdırabilecek veya yaşamdaki tutkularını gözden geçirecek…

İyi seyirler!

The risks were totally unacceptable. You were prepared to die. To me, that’s losing.

MÜŞRA DEMİR

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours