http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2015/09/1401x788-deadweather0001-1050x590.jpg

KİRLİ, KUSURSUZ VE ATEŞLİ: DODGE AND BURN

10

Malumunuz bir fangirl olarak fazlasıyla yoğun günler yaşıyorum müzikal açıdan. Yeni albümünü yorumladığım Chris Cornell/Higher Truth yazımda da bahsetmiştim, bu blogda övmek için fırsat kolladığım bir iki adam var. Heh işte, onlardan biri Jack White.

Minnoşlar sizi.

 

Gruplarından biri olan (yan proje demeyelim, kızıyor) The Dead Weather 5 yıl aradan sonra yepyeni bir albümle karşımızda: Dodge and Burn. Beklediğimize değdi mi peki? Hem de fazlasıyla.

 

The Dead Weather‘ın bundan önceki iki albümünü de çok severim ancak ikisinin de konumu oldukça farklı. 2009 tarihli Horehound albümleri; sert tınısı, iyi hitleri ve bir bütün albüm olarak uyumuyla sonrası için merak ettiren, oldukça klas bir işti. Sonrasında gelen 2010 tarihli Sea of Cowards ise içerisinde bir önceki albümden daha akılda kalıcı hitler barındırsa da bir albüm olarak pek de fark yaratan ve akılda kalan bir çalışma değildi.

5 yıl sonra gelen Dodge and Burn ise önceki iki albümde eksik olan ne varsa bünyesine katmış; hem diğerlerinden farklı hem de devamları niteliğinde kusursuz bir albüm olmuş.

Albümü açan (her White işinde olduğu gibi) Led Zeppelinesque melodisiyle hemen zihninize yerleşen (ve bir daha da çıkmayan) albümün ilk single’ı I Feel Love (Every Million Miles)” özellikle canlı performanslarda daha da tadına varılabilecek bir parça.

 

Buzzkiller, bir önceki albüm sonrasında çıkan single olmasından mıdır bilinmez, Sea of Cowards albümünün atmosferini devam ettiriyor.

Let Me Through, akıllara Donkey Kong oyununu getiren (evet cidden atariden bahsediyorum) melodisi ve kolayca dile dolanan sözleriyle albüme bağımlılığınızı daha da arttırıyor.

 

Before-After dediğin böyle olur.

 

Şimdi gelelim albümün asıl yıldızına. Böylesine sıradışı olup da dinleyiciler tarafından bu kadar hızlı benimsenen albüm yıldızı görmek pek de mümkün olmuyor. (Hoş, eğer uzun süredir TDW ve benzeri oluşumları dinliyorsanız artık kulağınız alışıyor. Ben pek garipsemem böyle çalışmaları, ancak normalde böyle şeyleri pek dinlemeyip bu parçaya bir anda hayranlık duyanları görünce gözlerime inanamadım.)

 

 

Bahsettiğim parça, Three Dollar Hat. Bir önceki parçada bahsettiğim atari etkisi artık bu parçada (sadece ilk yarısında olmak üzere) ayan beyan ortada. Şarkı kısaca; The Dead Weather‘da her zaman alışık olduğumuz muzip ve karanlık tonun karışımının kusursuz örneği. “I’m that bad man named Jackie Lee. Shooting everybody down with a .33.” sözleriyle hipnotize edici şekilde başlayan parça , şimdiden albümün en çok konuşulan parçası ödülünü aldı bile. Ben de bu parçayı tüm gün (hiç abartmıyorum) durmadan dinleyebilirim. Hipnotize olmak böyle bir şey galiba.

 

 

Lose The Right, bir TDW parçasından çok; kulaklara Alison Mosshart‘ın kendi grubu The Kills parçası gibi geliyor. Bu parçayı daha çok bir tür soluklanma, arada güzel bir mola, yormayan bir köprü olarak görmek mümkün.

Rough Detective, Dodge and Burn’ün çok öncesinde; 2014 yılında çıkmış bir single. O günden beri en favori TDW parçalarım arasında yer aldığı için tabii ki de albümün içinde de benim için en öne çıkanlar arasındaki yerini alıyor. Ritmiyle, White ve Mosshart’ın karşılıklı atışma modundaki vokalleriyle oldukça çekici bir parça.

 

 

Sonrasında gelen Open Up, bir anda roller coaster’a binmiş etkisi yaratıyor ve bu adrenalin duygusu içinde sizi ne olduğunu farkettirmeden Open up, open up That’s enough, that’s enough diye eşlik ettirecek kadar bağlıyor.

Horehound’dan kopup gelmiş gibi duran biraz tehditkar Be Still yerini albümün bir diğer yıldızı olan Mile Markers‘a bırakıyor. İç gıcıklayan melodi, biraz 60 sonları esintisi ve riffleriyle sadece albümün değil, TDW tarihinin en iyilerinden biri olarak adını altın harflerle yazıyor grubun tarihine. Ben bu şarkıya bildiğiniz aşık oldum yahu!

 

Cop and Go ise albümden çıkan ikinci single olarak o kadar çok dikkatimi çekmemişti ama albümle birlikte diğer takım arkadaşlarının sonrasında dinleyince gayet rahat akan ve bu sırada yine kendisine hayran bırakan parçalardan biri olarak dikkat çekiyor.

Bir diğer eski single’gillerden Too Bad, yakın bir zamanda “canlı dinleyemeyeceklerimizden” olmasıyla üzüyor. Yoksa biz de isterdik I’m going bad diye bağırarak eşlik etmek.

 

 

Finaldeki Impossible Winner ise tam anlamıyla bir şok niteliğinde. Herhalde böyle bir balladı bir TDW albümünde duyacağımızı daha öncesinde söyleseler hayatta inanmazdım. Grubun albümü kaydederken yaptığı yorumlarına bakıldığında kendileri de pek inanamamış, sürpriz şekilde gelişmiş her şey ama iyi ki de gelişmiş. The Dead Weather elemanlarından, 60′lı yıllardaki rock balladları hissi veren böyle bir parçayı duymanın güzelliği bir yana, bu kadar kaliteli bir albüme de böyle bir son yakışırdı.

 

Çıkar çocuğum çıkar,çekinme.

 

Kendilerinin de belirttiği gibi tam bir “canlı performans” grubu olan The Dead Weather‘ın bu albümü için bir turneye çıkmayacak olması ise oldukça üzücü. Jack White’ın turne işine belirsiz bir süre için ara verdiğini açıklaması, Alison Mosshart‘ın The Kills‘i, Dean Fertita‘nın Queens of The Stone Age‘i derken bu albümün çıkması bile bir mucize olarak görülebilir. Turne ve konserler yerine albümdeki parçaları (yer yer komik skeçler eşliğinde) canlı olarak çaldıkları minik bir video serisi yayınlayan The Dead Weather, sözüm sana; çok üzüyorsun. Ne olurdu bir turneye çıksan?

 

Sen o kadar sert albüm yap, sonra Teletabiler gibi fotoğraf çektir.

 

Parçaları bir kenara bırakacak olursak, albümün kapak fotoğrafı yine önceki TDW kapakları gibi nefis. Ama ortada ben ve benim gibiler açısında büyük bir sorun var. Şöyle ki albüm Jack White’ın sahibi olduğu Third Man Records‘dan çıkıyor malumunuz. Vault üyelerine ise albüm “special edition” olarak geliyor. Efendim şimdi şöyle ki, bu da benim ilk Vault üyeliğim, dolayısıyla da ilk Vault paketim. Sarı birer asit bombası şeklindeki plaklar enfes, insanın ısırası geliyor ancak sevgili Jack, o kapak nedir allasen.

 

 

Yani böyle “sipeyşıl” olmaz olsun, böyle sevgi olmaz olsun. Orijinal kapaktaki renkler gayet hoş, gayet orijinal dururken, sevgili sipeyşıl üyelerinize layık gördüğünüz mavi duman edition nedir? Peri kızı efekti mi, o nedir yani? Hangi paint terk elemanınız yaptı bunu? Her neyse sırf bundan bir puan kırmayacağım hadi yine iyisiniz. Zaten albüm için David James Swanson‘ın çektiği diğer fotoları fazlasıyla beğendim. Ama gidip gelip gözüm kapağa takılıyor, yahu bu nedir!? Photoshop’taki Dodge&Burn özelliğine bir gönderme mi bu? Gülelim mi yani ne yapalım?

 

 

Sonradan gelen edit: İnsanın gözü alışınca aslında gayet eğlenceli bir kapak. Mavi duman kafaları kim unutabilir değil mi ama!? Mavi dumanların üzerindeki simleri ayrıca sevdim. İlkokulda hazırladığımız yılbaşı kartlarının üzerinde kullandığımız simli kalemlerin aynısı. Bir de kapağı açınca küçük çaplı bir korku tüneli etkisi yaratan çığlık sesi var ki, asla unutulmayacak cinsten. Ayrıca beraberinde gelen iskambil kartları ayrı güzellikte… Her birine bayıldım!

Kısacası verdiği 60′lar sonu-70′ler başı rock n’roll hissiyle, alıştığımız ve sevdiğimiz “gotik blues” (ve hatta çoğunlukla blues metal) kimliğini de kaybetmeden; bütünüyle kusursuz bir albüm olmuş. Dinledikçe daha da sevilecek ve benimsenecektir diye düşünüyorum. Tıpkı dinleyicilerden birinin yazdığı gibi, bu albüm siyah deri bir biker ceketin müzik haline getirilmesi gibi; kirli, kusursuz ve ateşli…

 

 

Jack’e küçük bir not: Artık The Dead Weather albümleri üçlendiğine göre The Raconteurs‘ı da üçlemek gerek bence. Açıkçası Jack’in projeleri içerisinde The White Stripes‘tan sonra en çok sevdiğim oluşum olan The Raconteurs yeni bir albüm yaparsa, ortalık Dodge and Burn’ün yarattığından daha büyük bir sarsıntıyla sarsılacaktır. Bu ne idüğü belirsiz molana  Racs ile son ver Jack, öptüm.

İyi dinlemeler!

 MÜŞRA DEMİR

https://instagram.com/multibabydoll/

https://twitter.com/multibabydoll1

https://www.facebook.com/pages/Multibabydoll/

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There is 1 comment

Add yours
  1. freckleface

    selam seni jack white konserinde ve kanyondaki etkinlikte te gördük sanırım yanında bir kaç kişi daha vardı. biliyor musun bilmem ama alison a inanılmaz derecede benziyorsun, cidden sen sandık!. sanırım saçlarını kestirmişsin önceki postta gördüm, uzatmalısın! bir de sdaha çok albüm incelemelisin!


Post a new comment