http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2014/02/adore-01-1050x617.jpg

Yaz aşkından daha uzun ömürlü: Adore

Hafta içi belirli aralıklarla sadece tişörtle dışarı çıkabilmemiz beni umutlandırmıştı oysa. Kemiklerimin tekrardan ısınabildiğini hissetmek, güneş gözlüklerime rağmen gözlerimi kısma ihtiyacı, giderek daha ince giyinme isteği…

Gelin görün ki ne oldu? Yine soğuk yine soğuk! Tekrardan o güneşli günler için derinlerden gelen bir özlem.

Ben bir afişe tav olacak insan mıydım?

Ama ben ne yaptım? Bu kez son anda afişini görüp izlemeye karar verdiğim filmin en azından 2 saatliğine bana yazı hissettirebileceği tahmininde bulundum. İyi bir tahminde bulunmuşum…
Adore ( ya da daha önceden defalarca değiştirilen isimlerinde karar kılınsaydı, Two Mothers ya da Perfect Mothers… Ama iyi ki bunlar olmamış yahu, bana neyi anımsattıklarını söylemeyeceğim!) sırf afişiyle dahi beni çekse de, konusunu okuyunca yapabildiğim yorum “şaka gib??!??” oldu. Yönetmen Anne Fontaine’in izlediğim tek yapımı Coco avant Chanel idi. Ama yönetmene bakıp bir çıkarım yapmaya çalışmadım, Robin Wright ve Naomi Watts’ı da seviyordum zaten; olsun bu iş dedim.


Konuyu bilerek izlediğinizden ilk dezavantaj, “haydi bunlar büyüse de, olaylar gelişse” şeklindeki beklentiyle geliyor. İki ana karakter Lil ve Roz’un kankalığı, küçüklüklerinde temelleri atılmış olduğundan oldukça sağlam. Büyüdüklerinde ve birbirlerinin oğullarıyla ilişki yaşamaya başladıklarında da bu durum değişmiyor. Bir tanesinin oğlu diğerinin kalbini kırdığında, liseli kızlar gibi birbirlerini teselli edebiliyorlar. Ama tabii ki hayır olaya bu kadar da yüzeysel bakacak değilim sayın okur.


Artık Naomi Watts’ın ilerleyen yaşının kendisinde sincap yanaklar oluşturmasından mıdır nedir bilmiyorum ama filmin başından beri Roz’u çok sevip Lil’i hiç sevmedim. Hatta Lil’den nefret ettim. Filmin ilerleyen dakikalarında Lil’e olan nefretimi haklı çıkaracak olaylar gerçekleştiğinde ise hem daha çok nefret ettim hem de kendimle gurur duydum (!)


Oğulları konusunda ise ters orantılı bir sevimlilik söz konusu yine. Ne istediğini bilmeyen Lil’in oğlu Ian oldukça Yunan tanrıları gibi(!) duygusal derinliği olan ve Roz’a gerçekten aşık olduğu için cesaret edip yakınlaşan bir karakter. Roz’un oğlu Tom ise Lil ile ilişkisine sadece misilleme isteğiyle başlayan,çabuk sıkılan,çabuk değişen ve de oldukça tipsiz bir çocukcağız (ayyyyy ikizler burcu sanırıııımmm!!?!?!?!)


Tom ve Ian’ın buldukları genç eşler ise; Lil ve Roz’un olgunluklarının çekiciliğini daha da vurgulayacak şekilde silik ve ışık yoksunular. Bu da film boyunca Lil ve Roz’u yargılamamanızı, ilişkilerini desteklemenizi sağlıyor. Zira göze estetik ve hoş gözüküyorlar. Göze hoş gelen şey desteklenir arkadaşlar. Bu millet o yüzden Behlül ve Bihter aşkına eyvallah dedi. Çirkin olsalar sokakta suratlarına tükürürlerdi.


Yine de benim için filmin aşkı, Roz ve Ian’ınkiydi. Lil ve Tom’un aşkı, ilkokulda sizin kalem kutunuzu kıskanıp aynısından alan arkadaşınızın davranışına eşdeğer olmaktan öteye geçemiyor.
Zaten Roz’a olan sempatim onu hep kurban olarak görmemden kaynaklı. Ne geliyorsa başına çevresi yüzünden geldi. Kocasından bahsetmek dahi istemiyorum.

Şimdi Roz sarılmasın da kim sarılsın?

Yeterince dedikoducu kadın tadında eleştirimi yaptığıma göre en azından beni oldukça şaşırtan sonu için bile izlemeye değer bir film.
Tüm film boyunca Lil ve Roz’un elbiselerini hayranlıkla izledim ayrıca. Hafif kumaşlar, şık görünümler… Ek olarak not düşmeden edemeyeceğim; bu filmi yurdum kızları özellikle izlesin isterim. Hem Robin hem de Naomi’nin o yaşlarındaki vücutlarını örnek alsınlar, bu yıl da plajda bikiniden taşanları görmek istemiyoruz; lütfen…

Ah bu elbiseler…


Genç oyuncular James Frecheville ve Xavier Samuel de rollerinde oldukça başarılılar. Benim favorim tabii ki Xavier Samuel. Hayır bunda görüntüsünün etkisi var. Ya da yok. Ama sadece görüntünün izletemediği insanları da gördüğümüze göre, yok.

Bir emekli ikramiyesi olarak…

Ama yahu elinizi vicdanınıza koyun James Frecheville’in oldukça donuk bir çocuk olduğu da bence kocaman bir gerçek. Ya da Tom öyleydi. Bilemedim. Zaten ben neyi biliyorum ki?

4Yüz grubu tekrardan birleşti!!!

Sanırım bir tek filmin geçtiği sahil için bile bu filmi tekrardan izleyebileceğimi biliyorum. Resmen kendimi tekrardan yaz aylarındaymış gibi hissettim, hiç bitmesin istedim…


MÜŞRA DEMİR

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours