http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2016/12/original-1050x590.jpg

YENİDEN BAŞLAMAK İSTEYENLERE TERSİNE BİR HAYAT: STUART A LIFE BACKWARDS

Yaptığım yılbaşı filmleri postları malum. Her yıl bir gelenek. Daha önce Diner‘ı ve The Way We Were‘ü da yazmıştım. Kısaca olay şu; 1 Ocak’ta zaten öğle saatlerinde uyandığım için genelde yıla güzel bir filmle başlıyorum. Eğlenceli olduğu kadar üzerine düşünmem gereken filmleri seçiyorum. (Ya da ben seçmiyorum, onlar bana geliyorlar. )

Bu kez 2017 için yolumun kesiştiği film, Stuart A Life Backwards filmi oldu. Aslında filmle karşılaşma hikayem gayet komik. Benedict Cumberbatch‘in filmlerini araştırırken, bayağı bir geçmişte çekilmiş gibi görünen bir kare keşfettim. Karede de yanında Tom Hardy vardı. İkisinin de en fetüs hali tabii. Sonrasında filme dair videolar ve röportajlar izledikçe ilgim arttı. Seveceğime emindim, ama aslında aşık oldum bu filme.

Öncesinde belirtmek gerek; Stuart: A Life Backwards aslında aynı adlı bir kitap uyarlaması. Kitabın yazarı Alexander Masters, çalıştığı dernekte sıra dışı bir evsizle karşılaşıyor. Bu evsiz sayesinde hayatı değiştiği gibi onu bu deliliğe neyin sürüklediğini öğrenmek için evsiz Stuart’ın hayat hikayesini tersten yazmaya karar veriyor. Yani şu anki halinden, çocukluğuna; olayın özüne doğru iniyoruz.

Benedict Cumberbatch; kitabın yazarı Alexander rolünde. Fazladan cep harçlığı için dernekte çalışıyor. Ama aslında amacı çok başarılı bir yazar olmak. Evsizlere bakışı, çoğu insandan farklı değil. Yardım ediyor ama korkuyor, ön yargıları var.

 

Tom Hardy ise ısınma konusunda hiç sıkıntı çekmediğimiz Stuart Shorter rolünde. Bir eroin bağımlısı. Evi, ailesi olduğu halde sokaklarda yaşamayı tercih ediyor. Bağımlılığı ve deliliğine rağmen oldukça zeki. Ve komik. Ah, bir de çok güzel yemek yapıyor.

Alexander’ın çalıştığı derneğin yöneticileri haksız nedenlerle tutuklanıyor ve diğer dernek üyelerini bir protesto yöntemi belirlemek için toplamak Alexander’a kalıyor. İşte tam bu noktada zeki Stuart ile tanışıyor. Stuart’ın önerdiği yöntem işe yaramaya başlayınca, Alexander kendisini başarıya ulaştıracak kitabın bu olduğunu anlıyor: Stuart’ın hayatını tersten yazmak!

Bunun için ailesiyle konuşuyor, Stuart’la daha çok vakit geçiriyor. Protestoları kapsamında şehir şehir gezip panellere katılıyorlar. Çoğumuzun sokakta görünce yolunu değiştireceği Stuart, sahnedeyken seyirciyi avucunun içine alıp harika konuşmalar yapıyor.

Başlarda Stuart’ın yaptığı yemeği yemeye korkan Alexander, bir süre sonra Stuart’ı kendi bohem dostlarıyla bile tanıştırıyor. Stuart, zengin bir çiftlik evinde yeni tanıştığı insanlara yemek pişirip, sohbetiyle kendisine hayran bırakan bir insan. Aynı zamanda, aynı gece komşusunu ekmek bıçağıyla da doğramaya kalkan biri. Bu krizlerinin tabii ki bir nedeni; hatta nedenleri var. Filmin finalinde, tüm olanları öğrendiğimde göz yaşlarımı tutamadım. Tabii ki gerçek bir hayat öyküsü olduğunu bilmek beni daha da etkiledi. Bu insanlar aramızda, hepimiz biliyoruz ve sokakta gördüğümüzde adımlarımızı hızlandırıyoruz.

Stuart, hayat hikayesinden ancak perşembe günleri öğleden sonraları bahsedebiliyor Alexander’a. Çarşamba günleri işsizlik parasını alıyor, parayı eroine yatırıyor. Perşembe akşamına da eroini kaldığı için; anlattıktan sonra her şeyi unutacak kadar malzemesi kalmış oluyor.

Filmde Alexander, Stuart’a hayatına dair tek bir şeyi değiştirmesi gerekse neyi değiştireceğini soruyor. Stuart yaşadığı onca şeye rağmen, sadece “şiddetle tanıştığım gün” diyebiliyor. O noktada izlerken isyan ettiğimi belirtmem gerek. Stuart’çığım sorun sende değil, sorun adaletsiz bir şekilde hayatlara dağıtılmakta.

Stuart’ın esprileri, içtenliği, enerjisine aşık oldum diyebilirim. Ama en çok… Evet en çok masumluğuna ve muzipliğine.  Zaten pek çok yerde Tom Hardy‘nin en iyi performansı olarak gösteriliyor. Hardy’nin bugüne kadar fanı sayılmazdım ama bu filmden sonra tüm filmlerini izleyebilecek kıvama geldim. O kadar içtenlik de rol olmasa gerek!

Yazar Alexander Masters da Tom Hardy’yi öve öve bitiremiyor: ” Stuart’ın annesinin evine vardığımızda, Tom tamamiyle sessizdi. Parmaklarına bakıp, köpekle oynuyordu. Arabaya bindiğimizde ve yeniden konuşmaya başladığında, değişmiş gibiydi. Sanki yavaş yavaş Stuart’ı kendi derisi üzerine giyiyordu. Biraz kendisiyle övünür, biraz da korkmuş gibi konuşuyordu. Filmin diğer prodüktörü Sam Mendes; bu rolün Tom Hardy’nin ismini daha iyi yerlere taşıyacak bir karakter olduğunu biliyordu. Stuart’ın annesi de ‘Stuart ve Tom’u birbirinden ayrı düşünemiyorum.’ diyor. ”

Aynı şekilde Tom Hardy’ye de ‘yeniden bir karakteri oynayacak olsanız bu hangisi olurdu?’ diye sorulduğunda Tom’un tek bir cevabı var: “Stuart!”

Bana göre oyunculuğunun en iyi konuştuğu an; kriz anları.

Krizlerine gelince. Şiddeti aynı olmasa da; her insanın doğasında olan krizler bunlar değil mi?

“Bazen şeytanın çocuğu olduğumu düşünüyorum. İçime girmesine izin verdim. Şimdi dışarı çıkaramıyorum. Denedim. Onu yakarak, keserek dışarı çıkarmayı denedim. Ama dikkate almadı bile. Evsiz kalmayı istemiyor.”

Kitabın ana kahramanı ve yazarı Alexander Masters, aynı zamanda filmin senaryosunu da yazmış. Kitabını henüz okumadım ( kesinlikle yeni yılda edinip okuyacağım.) ama bu bile filmin başarılı olmasında bir etken diye düşünüyorum. Tabii bir diğer etken; filmin bu kadar ağır olabilecek bir konuyu işi hiç ajitasyona vurmadan halletmesi.

Kitabın en beğendiğim kapakları. Sanırım ilk sıradaki kapağıyla edinmek isterim.

Yahu aynı zamanda ben bu filmi izlerken bayağı 1996-1999 aralığında bir tarih belirlemiştim kafamda. Bayağı 2007 yapımıymış. Hem oyuncular, hem çekim, hem filmin ruhu o kadar 90′ların ikinci yarısı ki… Film çekildikten sonra dikkatleri üzerine daha da çeken Tom ve Benedict; o yıl Harper’s Bazaar’a da kapak olmuşlar. Kitap da Guardian’ın “En İyi İlk Kitap” ödülünü almış.

Polaroid denen şeye aşığım. Karedeki beyefendilere de.

Stuart ve Alexander’ın şirinlikleri ve derinlikleri dışında, bir de İngiliz filmlerinin o güzel atmosferi var filmin üzerinde. Bu da seyir zevkini ikiye katlıyor.

Ben Stuart’ın hayat hikayesinden çok etkilendim. İlham aldım. Kendime notlar, dersler çıkardım. Sanırım bende iz bırakan filmler arasına girdi bile.

Kamera arkasında çekilen polaroidlere bayıldım!

2017′ye bu filmle girmeyi tercih ediyorum bu yıl. Çünkü gerçek. Saptırmaya yer yok. Rahat. Komik. En dipteki andan, en tepedeki anı da görebileceğinizi gösteriyor. Kendinize, bir tek kendinize güvenmeniz gerektiğini de. Stuart’ın bir noktada dileği gerçekleşiyor. Potansiyelini gösterebiliyor. Yeni yıla taze, güzel bir başlangıç yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan.

İyi seyirler.

Huzur içinde uyu Stuart!

*Not: İkilinin en fetüs hali, bu DVD röportajında bulunuyor sanırım.

 

MÜŞRA DEMİR

Bana ulaşabileceğiniz diğer hesaplar:

Kanalıma abone olmak için: http://bit.ly/2dtprcp

✉: multibabydoll@gmail.com

Instagram: https://www.instagram.com/multibabydoll/
Facebook: https://www.facebook.com/multibabydoll/
Twitter: https://twitter.com/multibabydoll_

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours