Ben Leman, kalın camlı gözlüklerden bakıldığında rüya gibi hayatlara sahip 3 kadının yaşantısının, Leman’ın hayatlarına dahil olmasıyla kökünden başa birbirine dolaşan ve perdeler düştüğünde aslında gerilim dolu üstü kapanmış gizemlerden ibaret olduğu bir kadın hikayesi. Ne kadar özlemiştik ana akımda kadın işleri izlemeyi…

Uzun soluklu bir yolculuk olmasa da Ben Leman, olay örgüsünün yanı sıra karakterlerin stylingi ve iç dünyalarının giyimleri ile aynalanması da oldukça derin bir iş olduğunu kanıtlıyor. Her bir kadının sahip olduğu karakter ile beraber, sakladığını düşündüğü karanlık taraflarını ve ince detayları; stillerini inceleyerek ortaya çıkarmak mümkün.
Bakalım hangi karakter hangi parçaları kullanarak olduğu ve olmak istediği kişiyi bize yansıtıyor?
Leman

Kasabaya gelişi ile tüm sistemleri değiştiren, oyun kurucu ana karakter Leman. Çoğunlukla sıcak tonları kısmen cesur parçalarla taşırken, seyirciye sakin ama korkak olmadığını düşündürtmek istiyor. Fakat ufak detaylara inildiği zaman, ara ara floral ve ekose gibi dokular, onun aslında güvende hissetmeye ihtiyaç duyduğunu da açıkça gösteriyor. Daha bol parçalar tercih etmesi de, onun dilinde “beni kaplayan zincirleri hissetmek istemiyorum” demek.
Çocukluğunda yaşadığı travmatik deneyim ve bunun etrafına kurulan kişiliği ve hayatı, onu güçlü olmaya zorlasa da, sadece kendisine dürüst olabildiği kısım şu ki, sırtını dayamaya ihtiyacı var. İhbar gecesinden sonra özel durumuyla yaşamaya devam eden annesi Meryem’in nadir zamanlarda aklının yerine gelmesiyle, Leman’ın gardını düşürüp annesinden hasret duyduğu şefkat ve ilgiyi beklemesi de onun birine yaslanmaya ne kadar ihtiyaç duyduğunun kanıtı aslında.

Savaş alanında Leman, anlık olarak görüş alanına aldığı kişi gibi giyinerek güven kazanmayı da iyi bilen bir karakter. İlk bölümlerde Şahika ile kurmaya çalıştığı samimiyeti bilinçaltından da sağlama amacıyla, kendisinin aslında çokça tercih etmediği ama Şahika’nın çoğunlukla rahat ortamlarda giydiği ince askılı crop toplarla “bak ben de sendenim” mesajını vermeyi hedefledi; nitekim başardı da.
Güvenilir, öz güvenli ve kendine has stilinin yanı sıra, özel zamanlarda cesur giyinmekten de geri kalmadı tabii. “Sizin gibi değilim, ama ben de güçlüyüm” mesajını ilk bölümden son bölüme kuşkusuz vermeyi başaran Leman, genel olarak oldukça gri ama beyaz olmak için çok çabalayan biri. Hepsinden ziyade, sahip olduğu kutsal mesleğine de uygun, örnek bir ortalama birey olmayı amaçlayan bir kişiliğe sahip olduğunu yaşsız outfitlerinden de anlayabilmek mümkün.
“Cesur değilim, ama ezik de değilim; mütevazıyım ama küçük değilim; akıllıyım ama egolu değilim” mottosunu davranışlarıyla sergileyen Leman, bizlerin kendinden çokça parçalar bulacağı tipik bir gri ana karakter kişiliğine sahip.
Şahika

Son sezonlarda yalnızca Türkiye medyasında değil, kadınları merkezine alan kurguların olmazsa olmazı “kraliçe arı” stereotipinin bizim işteki şubesi. Örnek bir vatandaş, belediye başkanı ve ailesine sadık bir aile kadını imajının arkasında, tehlikeli, kontrolcü ve bakışlarıyla bile net kararlar verebilen siyah bir karakter. Hikâyenin kötüsü olarak işlenmesi denense de, aslında oldukça karmaşık ve düz kötü denilebilecek bir karakter değil.
Gündelik hayatında, mesleğinin de getirisiyle beraber çokça (belki de her zaman) blazer ceketler altında gördüğümüz Şahika, stili konusunda cesur olmayı hedeflemiyor; çünkü kanıtlanmaya ihtiyacı yok. Tekdüze ve çoğunlukla tek renk ile oluşturulan gündelik outfitleri tamamen yerinde ve insanların ona karşı olan beklentilerini karşılıyor. “Ben zaten kendimi kanıtladım, cüretkâr olmaya gerek yok” mindseti ile giyinen Şahika, aslında kendini ne hafife aldırıyor ne de vatandaşın gözünde yüceltiyor.

Bunun yanı sıra, sadece görmesi gerekenlerin görebileceği; her ne kadar pastel renkler vücudunu kaplasa da, sert koyu yüz ve keskin göz makyajları, korkulması gerekenin aşağıda değil, kafada olduğunu da güzel sembolize ediyor aslında. Buhran geçirmeye meyilli ve oldukça fazla enerjisini boşaltmaya ihtiyacı olan bir kadın Şahika. Havalandırma yolunu da geniş V yakalar giyerek sağladığını söylemek mümkün.
Sert ve geçilmez duvar görüntüsünün yanı sıra, istisnai zaaflara sahip olduğu Demir gibi karakterlerle baş başa olduğu zaman, biraz daha “bende daha fazlası da var” dermişçesine kabuğundan taştığını görebiliyoruz. Önemli bir amacı varsa ve göz korkutmayı hedefliyorsa sert topuzlar, şov yapıp patronun kim olduğunu daha duygusal bir yönden göstermek istiyorsa saçlarını açık kullanan Şahika, özetle kim olduğunu ve farkının zekâsı olduğunu vurgulamak için; boyun, yüz ve kafa üçlüsünde işlenen çok ince bir karakter.
Suzi

Ah, Suzi… Grubun arabulucusu Suzi. Kimse zarar görmesin diye uğraşırken bir taraftan kendi yaralarını büyük cüsseli doğal taşlarla kapamaya çalışan sağlam ama kırılgan Suzi. Püsküller, tunikler, daha sunkissed renkleri tercih eden Suzi, tipik bir bohem kadın olsa da kristallerle eğlenceli ve yaşlanmaktan korkan “I’ve still got it” ruhundan da ipuçları veriyor giyiminde.

Sakin, huzurlu ve krem rengi bir kişiliğe sahip Suzi, kendisini belirli ideolojilere öyle sıkıştırıyor ki bir şeyleri saklamaya ve maskelemeye çalıştığını açıkça belli ediyor. Cinayete teşebbüs suçuyla yargılanması ve 3 yıllık mahkûmiyet hayatı, oğlu Can’ı içeride dünyaya getirmesiyle beraber eski eşinin açtığı derin yaraları aslında öyle güzel iyileştirmiş ki; bu denli arkadaşları arasında tutkal görevi görebilen iyi bir dosta ve evladını hayatın gerçeklerinden uzak tutabilen mükemmel bir anneye dönüşmeyi başarmış.

Bunların aksine, hippi görüntüsünü olduğunca abartılı yaşaması da aslında dışarıya vermek istediği net bir “her şey yolunda, mutluyum” imajını kalın karakterlerle yazıyor. Eski eşinin hayatlarına tekrar dahil olmasıyla geçmişteki kırılgan Suzi’yi bir kez daha gördük. Bu yüzleşmenin sonucunda, geçmişten farklı olarak; eski stilinden aynı esintileri koruyup “ben hâlâ Suzi’yim” ana fikriyle özünde olduğunu açıkça göstermekle beraber, daha bold parçalarla —deri çizmeler, kadife montlar vb.— artık bir takım olayların yarattığı izleri kapamak yerine, onlara karşı korkmadan ilerleyebildiği mesajını izleyiciye geçiriyor.
Mine

Hikayenin komedi aksını, Leman’ın annesi Meryem ile beraber yürüten; çok şahsına münhasır bir karakter Mine. Diğer kadınların aksine günümüz cemiyet modasına uygun; nitekim “old money” ve “quiet luxury” diyebileceğimiz tarzı ile aslında çokça ciddiye alınmaya ihtiyacı olduğunu okuyabiliyor izleyici. Diğer kadınlara kıyasla biraz daha alık olduğunun düşünülmesi, ciddiye alınmaması ve her zaman fikri en son sorulan kişi olma konseptine kendini sığdıramamakla beraber; hikayenin başlarında buna ses yükseltebilecek cesarette bir kadın da olmamasından ötürü, aslında stilini yönlendirerek sesini duyurmayı hedefledi Mine.

“Kadın” olma kavramını belirli kült moda anlayışlarıyla benimserken, renkli ve eğlenceli bir tarafı olduğunu da çok açık ve canlı tonlar kullanarak izleyiciye aktarıyor tabii. Ceset gömme yolunda bile kafasındaki Fransız beresi, ilk bölümde gördüğümüz Leman karakterinin cenaze töreninde stilettolarını çıkarmayı reddetmesi, eşiyle duygusal yüzleşmelerde bile diz üstü çizmeler ve dar kalıp üstler tercih etmesi; durum, koşul, konu ne olursa olsun iyi ve “feminen” görünmeyi kendisine felsefe haline getirdiğini ve aksi olursa olmak istediği Mine olamayacağını körü körüne inandığını gösteriyor.

Hissettiği yetersizlikleri maskesiyle beraber tamamlamaya ve bir nevi “halı altına süpürmeye” çalışan Mine, oldukça komplike bir ruh durumuna sahip; hâlâ olduğu kişiyi oturtamayan bir karakter.
Var olmak için maskülen otoritelere ihtiyaç duymayan, zekası, varlığı ve karakterleriyle yer edinmiş; erkeklerle olan birlikteliklerinin merkezde değil de eklenti olduğu, hasret kaldığımız kendi kendine varolmuş güçlü kadın işi Ben Leman. Ekran macerası kısa sürse de, gerek oyunculukları, gerek gardrobu, hikayesi, hayran kitlesi ve kurgusuyla kendine has bir estetik yakalayabilmiş cesur bir televizyon işi. Dileriz ki kadının kadın olduğu ve zekâsı ile varolduğu hikâyeleri televizyonlarda çok daha sık görürüz; ve dileriz ki böyle hikâyeleri izlemeyi tercih eden içerik tüketicileri çokça artar.



