Şu sıralar severek izlediğimiz American Love Story dizisi ve 90’lar minimalizminin durdurulamaz yükselişi sayesinde hepimiz yeniden bir Carolyn Bessette-Kennedy (CBK) takıntısı girdabına sürükleniyoruz. O mükemmel tortoiseshell saç bantları, Calvin Klein elbiseleri, John F. Kennedy Jr. ile Tribeca sokaklarındaki o meşhur, sinir krizinin eşiğindeki paparazzi kareleri…

Aynı zamanda sosyal medyadaki akımı görmezden gelmek de olmaz. İnsanlar CBK’in sokak stilini ve New York’taki varoluşunu Sex and the City‘nin ikonik karakteri Carrie Bradshaw ile karşılaştırıyor. İkisi de 90’ların sonu New York’unun ruhunu yansıtıyor, ikisi de modayı bir zırh gibi kullanıyor.
Ancak bu romantik karşılaştırmanın atladığı, çok karanlık ve ironik bir detay var: Carrie Bradshaw’un yaratıcısı Candace Bushnell, gerçek hayatta Carolyn Bessette-Kennedy’den adeta nefret ediyordu ve 90’ların acımasız medya makinesinde onu parçalayanlardan biriydi.
Peki ama neden? New York’un en havalı yazarı, neden New York’un en havalı “It Girl”üne bu kadar kafayı takmıştı?
Cevap, 90’lar magazin tarihinin en büyük klişelerinden birinde gizli: Aynı adamla çıkmış olmaları.
Ortak Payda: Michael Bergin

Bütün bu nefretin merkezinde 90’ların fırtınalar estiren bir ismi var: Michael Bergin. Kendisi Calvin Klein’ın ikonik iç çamaşırı modellerinden biriydi ve tesadüfe bakın ki, fiziksel olarak John F. Kennedy Jr.’a inanılmaz derecede benziyordu.
Bergin, hem Candace Bushnell ile hem de Carolyn Bessette ile romantik bir geçmişe sahipti. Hatta Bergin, Sex and the City kitabında ve köşe yazılarında bizzat boy gösteriyor. Bushnell onu yazılarında, “sanki kendi özel ışık şefiyle birlikte seyahat ediyormuş gibi görünen” o inanılmaz yakışıklı adam olarak tasvir etmişti.
Ancak hikaye burada bitmiyor. Bergin, yıllar sonra çıkardığı olaylı anı kitabında (The Other Man), Carolyn JFK Jr. ile evlendikten sonra bile onunla gizli bir ilişki yaşamaya devam ettiğini iddia edecekti. Carolyn’in trajik ölümünden sonra yapılan bu iddialar son derece tatsızdı, ancak 90’ların sonundaki o toksik New York cemiyet hayatında dedikodular çoktan Bushnell’ın kulağına gitmiş ve kalemini zehirlemesine yetmişti.
Candace Bushnell’ın İntikamı: “Spoiled in the City”

Bushnell, elindeki bu dedikodu malzemesini ve Carolyn’e duyduğu kişisel antipatiyi bir silaha dönüştürdü. Sırf Carolyn’i hedef almak için “Spoiled in the City” (Şehirde Şımartılmış) adında, “Kurgu Dosyası” başlığı altında son derece acımasız bir hiciv serisi yazdı.
Yazıdaki ana karakterin adı “Cecilia Kelly Bennett” (yani CKB). Kocası ise “P3” (Peter III – açıkça John F. Kennedy Jr.’a bir gönderme). Bushnell bu yazısında Carolyn’i zarif bir stil ikonu olarak değil; yeme bozukluğu olan, sürekli Xanax ve sakinleştirici yutan, aşırı zayıflık takıntılı, kocasının kendisini aldattığından emin olan paranoyak ve histerik bir kadın olarak çizdi.
Günümüzde yazılsa anında “iptal” edilecek kadar kadın düşmanı ve toksik olan bu metin, o dönem Carolyn’in üzerine çöken acımasız medya baskısının tam olarak kalbinde yer alıyordu. İnsanların onu Carrie Bradshaw ile karşılaştırmasının ironisi de burada yatıyor: Carrie’nin “annesi” olan Candace, gerçek hayatta Carolyn’i yok etmeye çalışan sistemin bizzat bir parçasıydı.

“Spoiled in the City”den Parçalar
İşte Candace Bushnell’ın Carolyn Bessette-Kennedy’yi hedef aldığı o meşhur “Spoiled in the City” hicvinden, dönemin ne kadar karanlık olduğunu kanıtlayan bazı çeviriler:
“Dünyanın en gözde bekarıyla evlendi ve hap yutma gibi iğrenç bir alışkanlıktan çok daha fazlasını miras aldı. SoHo’da çürüyen bir şeyler mi var? Karşınızda pazarlığını yaptığı şey: ıslah olmaz bir koca, bir paparazzi komplosu, CKB’nin günlükleri…”
Metin, CKB’nin (Carolyn) ağzından, bir günlük formatında ilerliyor:
“İsim yok. Her yerde casuslar var. HERKESTEN VE HER ŞEYDEN NEFRET EDİYORUM, Peter III dahil. Bu sabah, gece yarısına kadar evde olacağına SÖZ VERMESİNE rağmen gece 12:23’te geldiği için ondan öcümü aldım. […] Bağırıp çağırmak yerine, tüm gece boyunca gözümü kırpmadan tavana baktım, başım patlayacakmış gibi hissederek. Eğer P3’e bunu söylersem bana sadece ‘Neden birkaç hap daha almıyorsun?’ diyecektir.”
Yazının devamında, Bushnell karakterin psikolojik durumu ve yeme bozukluğu iddialarıyla açıkça dalga geçiyor:
“Saat 1:30’da Dr. Q’yu (psikiyatrist) görmeye gittim. […] ‘Hâlâ aileden birinin sizi gizlice zehirlediğini mi düşünüyorsunuz Cecilia?’ diye sordu… […]”
“Kıyafetlerimi çıkardım ve tartıya çıktım. ‘Kilo: 107.5 pound (48.7 kg). Vücut yağ oranı: 13.’ Sabahki kilomdan yarım pound vermiştim. Kıyafetlerimi tekrar giydim ve aşağı indim. Telefonu açtım:
‘SANIRIM BİRKAÇ XANAX ALACAĞIM, P3’ÜN OFİSİNE GICIK TELEFONLAR EDECEĞİM, KÖPEĞİ GEZDİRECEĞİM VE BİRKAÇ FOTOĞRAFÇIYA ÇIĞLIK ATACAĞIM.'”
Ekrana Yansıyan Takıntı: Carrie, Natasha ve “Ruhu Olmayan Çöp Adam”
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Eğer Bushnell’ın Carolyn’e olan bu takıntısının sadece gazete köşelerinde kaldığını sanıyorsanız, Sex and the City‘nin en ikonik rekabetlerinden birine tekrar bakmanız gerekir. Cosmopolitan‘ın da altını çizdiği gibi; dizideki Natasha karakteri (Bridget Moynahan), baştan aşağı Carolyn Bessette-Kennedy’nin kurgusallaştırılmış bir versiyonuydu. Mr. Big’in (tıpkı JFK Jr. gibi New York’un ulaşılmaz, zengin ve güçlü prensi) Carrie’yi terk edip evlendiği o heykelsi, minimalist ve kusursuz kadın… Carolyn gerçek hayatta Calvin Klein’da çalışırken, Natasha dizide Ralph Lauren’de çalışıyordu. İkisi de uzun boylu, zarif, eforsuzca şık ve asil bir auraya sahipti.
Dizide Carrie’nin (yani Candace’in kendi alter egosunun) kıvırcık saçları, kaotik hayatı ve nevrotik halleriyle Natasha’nın o kusursuzluğu karşısında hissettiği derin aşağılık kompleksi, aslında gerçek hayatın ta kendisiydi. Carrie’nin sırf kendi yetersizlik hissi yüzünden Natasha’ya “ruhu olmayan aptal bir çöp adam” (idiot stick figure with no soul) demesi, Candace Bushnell’ın gerçek hayatta Carolyn’e duyduğu o önlenemez kıskançlığın televizyon ekranlarına yansımış en net haliydi. Kısacası, ekranda izlediğimiz o efsanevi aşk üçgeni, aslında yazarın kendi içindeki CBK nefretini kusma ve onu kurgusal bir evrende yenme çabasından başka bir şey değildi.
Sonuç: Kim Gerçekten “Problemin” Bir Parçasıydı?
Bugün TikTok’ta CBK’in minimalist 90’lar kombinlerine bakıp iç geçirirken, o dönem yaşadığı psikolojik şiddeti göz ardı etmek çok kolay. Carolyn Bessette-Kennedy bir moda ikonu olmasının yanı sıra, New York medyasının (ve bizzat Candace Bushnell gibi isimlerin) üzerinde oyunlar oynadığı, sürekli izlenen ve yargılanan bir hedefti.
O yüzden bir dahaki sefere birisi CBK’i Carrie Bradshaw’a benzettiğinde onlara şu gerçeği hatırlatın: Carrie Bradshaw’un o neşeli, fırfırlı etekli New York rüyasının ardında yatan yazar; aslında Carolyn Bessette’in hayatını kabusa çeviren o karanlık, alaycı medya makinesinin ta kendisiydi.
Sex and The City‘ye ve Carrie Bradshaw‘a ne kadar taptığımı ve bayıldığımı biliyorsunuz. Burada taraf olduğumu ya da bu keyfimden vazgeçtiğimi düşünmeyin. Ama öte yandan gereksiz karşılaştırma ve benzetmelere gerçek verilerle cevap vermek de; kodlarımda olan bir şey.
Sizi seviyorum.
Bu da ilginizi çekebilir>>>
90’ların En İkonik ‘It Couple’ı: Carolyn Bessette, JFK Jr. ve Kusursuz Bir Kaos



