Kusursuzluğun Kırılma Noktası: Karen Mulder

90’lar modasını düşündüğünüzde aklınıza gelen o “Trinity” (Üçlü) fotoğrafını hatırlarsınız: Linda, Naomi, Christy… Ama o karenin hemen yanında, bazen hepsinden daha parlak, neredeyse gerçek olamayacak kadar simetrik bir sarışın dururdu: Karen Mulder.

Uzun yıllar boyunca moda dünyasının “Classy Blonde”u (Klas Sınıf Sarışın) olarak anıldı. Vogue kapakları, Victoria’s Secret’ın ilk meleklerinden biri olması, Yves Saint Laurent’in bizzat ilham perisi seçilmesi… Her şey dışarıdan bakıldığında bir peri masalı gibiydi. Ancak son zamanlarda sosyal medyada yeniden belirmesiyle (ve o nostaljik karelerin tekrar akışımıza düşmesiyle) onun hikayesine bir kez daha, ama bu sefer daha dikkatli bakmamız gerekiyor.

Çünkü Karen Mulder’ın hikayesi, sadece podyum ışıklarından ibaret değil. O ışıkların arkasında kalan derin bir karanlığın da hikayesi.

“Ben Bir İnsan Değil, Bir Ürünüm”

Hollandalı bir ailenin kızı olarak başladığı kariyerinde, Karen’ın yükselişi meteorik oldu. 90’ların başında Versace’den Chanel’e, Valentino’dan Lagerfeld’e kadar herkes onu istiyordu. O dönem verdiği bir röportajda söylediği şu sözler, aslında yaklaşan fırtınanın habercisiydi: “Benim kişiliğimin bir önemi yok. Ben sadece bir askıyım. Ben bir insan değil, bir ofis malzemesiyim.”

O dönem biz sadece onun o efsanevi gülümsemesini ve kusursuz sarı saçlarını görüyorduk. Ancak sektörün o dönemki vahşi rekabeti ve modeller üzerindeki insanüstü baskı, Karen’ın ruhunda onarılmaz çatlaklar yaratıyordu.

Hangi Devlerle Çalıştı?

Karen Mulder’ın kariyerini “başarılı” olarak nitelemek yetersiz kalır. O, kelimenin tam anlamıyla markaların “imajını” yaratan isimdi. İşte kaynaklarıyla birlikte podyumunu ve kampanyalarını süslediği devler:

Yves Saint Laurent (YSL): Saint Laurent, Karen’a bizzat aşıktı (ilham perisi olarak). Markanın 90’lardaki kozmetik ve parfüm kampanyalarının neredeyse tamamında Karen vardı. Özellikle Rive Gauche parfümleriyle özdeşleşmişti.

Victoria’s Secret: Bugünkü “Melek” kavramının kurucu annelerindendir Mulder. Tyra Banks, Stephanie Seymour, Daniela Pestova ve Helena Christensen ile birlikte “Orijinal Melekler” kadrosunda yer aldı. Markanın o dönemki daha “classy” (seçkin) imajının temsilcisiydi.

Chanel: Karl Lagerfeld, Karen’ın “soğuk ve ulaşılmaz” güzelliğini Chanel’in klasik tüvit takımları için mükemmel buluyordu. Yıllarca hem Haute Couture hem de Ready-to-Wear defilelerinin baş mankeni oldu.

Diğer Devler:

    • Valentino: Kırmızıyı en iyi taşıyan sarışın olarak anılırdı.

    • Calvin Klein: Markanın minimalizmini kusursuz yansıttı.

    • Sports Illustrated: 1998’de kapak kızı olmasa da ikonik mayo sayılarına poz vererek “sadece podyum değil, ticari olarak da seksiyim” mesajını verdi.

    • Herve Leger: O meşhur bandaj elbiselerin 90’lardaki en iyi taşıyıcılarından biriydi.

Zirveye Giden Yol: Vogue’un “Sarışın Efsanesi”

Karen’ın yükselişi tesadüf değildi. 90’ların başında, daha 20’li yaşlarının başındayken moda dünyasının İncil’i sayılan Vogue Paris, onu kapağına taşıdı ve şu mitin gerçekliğini çekimlerle kanıtladı: “Sarışın Efsane.” Bu, bir model için ulaşılabilicek en yüksek mertebeydi.

Sadece kapaklar mı? Sports Illustrated’ın o meşhur mayo sayısında poz verdiğinde, bir kez daha “rüya kadın” olarak tescillendi. Victoria’s Secret’ın henüz bugünkü şovlarına dönüşmediği o ilk “Melek” kadrosunun en güçlü ismiydi. Tyra Banks ve Stephanie Seymour ile omuz omuza yürüdüğünde, podyumdaki o kusursuz ve kadınsı duruşuyla herkesi gölgede bırakabiliyordu.

Yves Saint Laurent ona o kadar hayrandı ki, her koleksiyon provasında Karen’ın mutlaka orada olmasını isterdi. Sektör ona tapıyordu ama o, bu sevginin “Karen’a” değil, “Karen Mulder imajına” olduğunu çok erken fark etti.

Satır Aralarında Kalan Çığlıklar: O Dönem Ne Demişti?

Bugün o eski dergi sayfalarını karıştırdığımızda, Karen’ın aslında çığlıklarını satır aralarına gizlediğini görüyoruz. O dönem verdiği röportajlarda, ışıltılı hayatının arkasındaki boşluğu ve nesneleştirilmeyi sık sık dile getirmişti.

Örneğin, kariyerinin zirvesindeyken verdiği bir röportajda şu çarpıcı sözleri söylemişti:

“İnsanlar dergideki o kıza bakıyor ve onun her şeye sahip olduğunu düşünüyor. Ama o ben değilim. O sadece bir imaj. Eve gittiğimde, makyajımı sildiğimde o kız kayboluyor ve ben yalnızlığımla baş başa kalıyorum. Bazen kendimi sadece bir elbise askısı, bir pazarlama ürünü gibi hissediyorum. Duyguları olan bir insan gibi değil…”

Bir başka sefer, Elle Dergisi‘ne verdiği demeçte, sürekli seyahat etmenin ve “mükemmel” görünme zorunluluğunun yarattığı anksiyeteyi şöyle tarif etmişti:

“Günde üç farklı ülkede uyanabiliyorum. Hangi şehirde olduğumu unuttuğum oluyor. Herkes bana gülümsüyor çünkü benden bir şey istiyorlar. ‘Gülümse Karen, harika görün Karen…’ Ama kimse ‘Nasılsın Karen, bugün kendini nasıl hissediyorsun?’ diye sormuyor. Bu ışıltılı dünyanın bedeli, kendi ruhunuzu yavaş yavaş kaybetmek.”

O zamanlar bu sözler “şımarık bir süpermodelin yakınmaları” gibi algılanıp geçiştirilmişti. Ama 2001’deki o büyük kırılma ve Fransız televizyonundaki itirafları düşünüldüğünde, bu cümlelerin aslında yaklaşan fırtınanın ayak sesleri olduğu çok net.

O Meşhur Fransız TV Şovu ve Kararan Ekranlar

Karen Mulder’ın kariyerindeki ve hayatındaki en keskin viraj, şüphesiz 2001 yılında Fransa’da katıldığı Tout le monde en parle (Herkes Bunu Konuşuyor) adlı televizyon programıydı.

Stüdyoya girdiğinde herkes klasik bir süpermodel röportajı bekliyordu. Ancak Karen, canlı yayında (sonradan büyük kısmı makaslanan ve yayınlanmayan) herkesi şoke eden iddialarda bulundu. Prens Albert de dahil olmak üzere, üst düzey politikacılar ve ajans sahipleri tarafından tecavüze uğradığını, sektörde geniş çaplı bir cinsel istismar ağı olduğunu ve kendisinin de bunun kurbanı olduğunu haykırdı.

Stüdyo buz kesti. İzleyiciler dışarı çıkarıldı. Programın sunucusu Thierry Ardisson, durumu toparlamaya çalışsa da Karen’ın bir sinir krizi geçirdiği -veya gerçeği haykırdığı ama kimsenin duymaya hazır olmadığı- o anlar, televizyon tarihine geçti.

Hemen ardından ailesi ve o dönemki çevresi, Karen’ın “paranoyak sanrılar” gördüğünü ve ciddi bir depresyonda olduğunu açıkladı. Bir psikiyatri kliniğine yatırıldı. İddiaları hiçbir zaman kanıtlanamadı (veya üzerine gidilmedi) ve Karen, bir zamanlar prensesler gibi karşılandığı o ışıltılı dünyadan tamamen soyutlandı.

Karanlık Bağlantılar: Epstein Dosyası ve “O” İsimler

Karen Mulder’ın 2001 yılındaki o meşhur sinir krizinde haykırdıkları, yıllar sonra Jeffrey Epstein skandalı patlak verdiğinde tüyleri diken diken eden bir anlam kazandı. Karen’ın o dönem “deli” denilerek susturulduğu iddialar, aslında Epstein ağının merkezindeki isimlerle örtüşüyordu.

Karen, Epstein ile doğrudan bir uçuş kaydında manşet olmasa da, bağlantı çok daha derin ve karanlık bir figür üzerinden kuruluyor: Jean-Luc Brunel.

  • Bağlantı Noktası: Epstein’in en yakın ortağı, hapishanede intihar eden ve Epstein’e kız çocuklarını/modelleri “temin eden” kişi olarak bilinen Jean-Luc Brunel, o dönem Karen’ın bağlı olduğu Elite Model Management‘ın en güçlü isimlerinden biriydi.

  • İddia: Karen, 2001’de eski eşi ve Elite Ajans’ın başkanı Gerald Marie tarafından pazarlandığını iddia etmişti. Yıllar sonra, 2020’de çıkan haberlerde, başka modeller de Gerald Marie ve Jean-Luc Brunel hakkında cinsel istismar suçlamasında bulundu. Yani Karen’ın 20 yıl önce “sayıklama” sanılan sözleri, Epstein soruşturmasındaki kilit isimlerle birebir örtüşüyordu.

    • (Kaynak Referansı: The Guardian’ın Jean-Luc Brunel ve Elite Model Management hakkındaki soruşturma dosyaları & BBC’nin “The Model Agency Bosses Accused of Rape” belgesel serisi)

Sessizlik ve Geri Dönüş

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Karen Mulder (@thekarenmulder)’in paylaştığı bir gönderi

Yıllarca süren sessizlik, intihar girişimleri ve rehabilitasyon süreçleri… Karen Mulder, “Düşen Melek” manşetlerinin ardında, gözlerden uzak bir hayatı seçti. Moda dünyası onu unutmaya yüz tutmuşken, o kendi iç savaşını veriyordu.

Ve şimdi… Yıllar sonra gelen o ufak dijital kıpırtılar. Sosyal medyadaki geri dönüşü, sadece eski fotoğrafların paylaşılmasından ibaret değil; bu bir hayatta kalma ilanı. Artık 90’lardaki o savunmasız genç kız değil, yaşadığı tüm fırtınalara rağmen ayakta kalmayı başarmış olgun bir kadın var karşımızda.

Onun profiline baktığınızda sadece bir “süpermodel” görmeyin. Sistemin çiğneyip tükürmeye çalıştığı, en tepedeyken en dibi görmüş ama hikayesini -sessizce de olsa- geri almaya gelmiş bir savaşçı görün.

Hoş geldin Karen. Umarız bu sefer, dünya seni gerçekten dinlemeye hazırdır.

Ayrıca izlemek isterseniz>>>

@multibabydoll @🦋 adlı kullanıcıya cevap veriliyor 🌟🌟🌟 #karenmulder #fyp #fypシ #foryoupage #90s #90ssupermodel #versace #brightcrystal #rivegauche #parfümönerisi ♬ orijinal ses – Multibabydoll

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Top 3 Stories

Daha Fazla İçerik
Londra’nın Ruhunu Yakalayan En İyi Dizi ve Filmler
×