Limp Bizkit’e Dair Sevdiğimiz Her Şey: Gold Cobra

İnsanlar geri dönüş hikayelerini sever değil mi? Şahsen ben bayılırım. İlk belgesel ödevimi ebedi ilhamlarımdan, ilk celebrity crush’ım Robert Downey Jr. üzerine yapmıştım. Ve tabii ki bu belgeselin %90’ını onun geridönüş hikayesi oluşturuyordu. Yani belki de benim onu tanıma nedenime…

Bu geri dönüş meselesi sevdiğim isimlerin başına gelince de üstüne düşmeden duramıyorum tabii ki. Bir de bu müzikal bir geri dönüş ise…

Limp Bizkit bir neslin, bizim neslimizin; muhtemelen –rotasını rock’a çevirecekler için- sert tınılarla ilk tanışıklığının sebebidir. Bahsettiğim nesil Nu-Metal, ilahları da bu adamlardı.

Açık ve dürüst olmak gerekirse bu Nu-Metal furyası içerisinde o dönemde en “baba” ve cool görünenleri Korn idi. Ama ne oldu? Şimdi geriye dönüp Nu-Metal’e b*k atmakla kalmıyor, yeryüzünde duyulabilecek en kötü işlere imza atıyorlar.

Linkin Park bu furyada “okulun popüler ve müzik kulübünün yetenekli çocukları” rolünü üstleniyordu. MTV dostu klipleri, boyband’vari tavırlarına rağmen bağrımıza basmıştık. Hatta benim bu furya içerisinde Korn ile birlikte en tepeye koyduğum gruptu denebilir. Peki bu abiler ne oldu? Davayı sattılar. Ama tabii bu yeni halleriyle olmadı, olamıyorlar.

Limp Bizkit ise okulda her kıza asılan, zaman zaman soğuk şakalar yapan, eğlenceli ve bazen uzak durmamız gereken arkadaşlarımızdı. Chocolate Starfish And The Hot Dog Flavored Water hayatlarımızı domine ettiğinde bile yine de bu abilerin bu şekilde devam edebileceğini düşünmüyorduk ama neyse ki haksız çıktık.

Limp Bizkit’i koşulsuz şartsız çok sevdiğimi, son albümleri Gold Cobra’yı dinledikten sonra kesin bir şekilde anladım. O dönemden bu zamana tarzından ödün vermemiş, aynı tavrı korumuş, belli bir aralıkta yan gelip yatsalar da geri dönüşleri muhteşem olmuş yegane gruptur Limp Bizkit.

2011 tarihli albümleri Gold Cobra, son 5 yılda yaşadığımız tüm o geri dönüş albümü furyası içerisinde en parlayan kaliteli işlerden biri. Chocolate Starfish And The Hot Dog Flavored Water gibi bir efsaneyle kapışabilecek derecede hem de. Kaldı ki bunu sadece ben söylemiyorum, istisnasız pek çok incelemede de bu yorumla karşılaşmak mümkün.

Limp Bizkit’in orijinal kadrosuyla kaydettiği, Wes Borland adlı dehamızın o harika kapak tasarımını da yaptığı, Fred Durst’ın sesini özlediğimizi hatırlatan bir başucu albümü olmuş Gold Cobra.

Önerim tabii ki de albümün Deluxe versiyonunu dinlemeniz.

Bu arada yukarıdaki karşılaştırma yanlış anlaşılmasın. Eski günleri tekrar eden bir çalışma değil, aksine zaten dinleyici vuran nokta da albümün o taptazeliği.

Introbra ile giderek heyecanı tavan yaptıran bir girişten sonra, beklediğimize değer bir albümle karşılaşmak kadar harika bir hediye göremiyorum. Sanırım lafı daha fazla uzatmamak, kısaca şarkılara bir göz atmak ve sonra albümü başa sarmak en iyisi…

Bring It Back: Dakika bir gol 1 olarak sayarsak, daha ilk saniyeden albüme “işte budur!” şeklinde başlamanıza sebep veren bir Limp Bizkit parçası. Geçişler aşırı başarılı, benim gibi bu albümü ilk kez ofiste deneyimlerden olursanız garip bakışları tam bu parça esnasında üzerinize çekmeniz de mümkün.

Gold Cobra: Albümü büyük bir heves ve dev beklentilerle dinlememe sebep olan parça. Klibinin güzelliğinin yanında, Douche Bag ile birlikte en catchy iki parçadan biri. Sözleri bilinçaltıma yüklenmiş gibi olup olmadık yerde kafamda dönüyor:

holdin the gold it’s so gold it’s so golden y’all
the golden cobra!

Shark Attack: Tek başına bakacak olursak güzel bir Limp Bizkit türküsü. Albüm içerisindeyse daha güzel öğelere geçiş öncesi aperatif konumunda denebilir.

Get a Life: Albümü 2. Ya da 3. kez baştan aldığınızda “yahu aşırı derecede iyiymiş bu” şeklinde mırıldanarak bir anda gözbebeğiniz haline dönen şarkınız, Get A Life. (daha da dramatikleştiremezdim herhalde.) Nakarata bir Limp Bizkit konserinde boğazımı parçalayarak eşlik etme isteğim son zamanlarda doruk noktada.

Shotgun: Alıştığımız, sevdiğimiz o harika Limp Bizkit’i hissedebildiğimiz gaz ötesi Gold Cobra elemanı. Sırf içerisindeki shotgun sesleri için bile seviyorum denebilir. Pek az rastladığımız sololu Limp Bizkit şarkılarından biri bu aynı zamanda. Ne diyorduk, yaşasın Limp Bizkit’in dönüşü! Everybody jumps from the sound of the shotgun!

Douche Bag: Ve gelelim albümdeki en en en en en ve buraya sığdıramayacağım  kadar çok “en” favori parçama. Kesinlikle tüm dinamiklerini içinde bulunduran şarkısı. Neden Limp Bizkit’i sevdiğimizin kısa ve başarılı bir özeti gibi. Eğer bu albüm Chocolate Starfish And The Hot Dog Flavored Water ile yarışabilecek düzeydeyse bunun en önemli nedenlerinden biri bu parçadır. Yani kısaca biri bana “Douche Bag” diyerek gelirse onun sözünü en Fred Durst halimle “i’m a fuck you up fuck you, fuck you, fuck you up” şeklinde sonlandırabilirim.

Walking Away: Sanırım o tüm özlediğimiz 2000 ruhunu yeniden bulabildiğimiz (ve belki de hiç kaybetmediğimizi hatırlatan) bir parça. Dinleyiciler pek çok farklı Limp Bizkit parçasına benzetmişler bunu, ben ise My Way tadı aldım…

Loser: Fred Durst’ ın sesindeki sonsuz umursamazlığa doyduğumuz güzel mi güzel bir parça. Bir sonraki parçada yaşayacaklarımız öncesinde güzel sakin bir liman gibi.

Autotunage: “Leydiğğz end centiğğlmııaan” deyişine kurban dedirttiren, süper eğlenceli ve gaz ötesi bir parça. (ki bu ‘süper eğlenceli ve gaz parça’ tanımı son 235425 cümlemden de görebileceğiniz gibi bir default ayar yorum olarak gelmekte tüm Limp Bizkit şarkılarına) Albümdeki en iyiler liginde çok rahat oynar.

90.2.10: Albümün bir başka güzelliklerinden. Benim için Loser’ın görevini daha tempolu bir şekilde üstlenen parça.

Why Try: Albümün malumunuz, sonlarına geldiğimizde durmadan birbirinden iyi parçalarla karşılaşma maratonunun bir başka ayağı. Hani  giderek temponun ve belki de özenin azalmasını beklerken “ay ne oluyoruz ayooğl” tepkisini verdiğim anları yaşadım nakaratla birlikte.

 

Killer in You: Wes Borland’ı neden sevdiğimizin kanıtı gibi bir final. Ama tabii aslında maçın en heyecanlı yeri şimdi başlıyor Deluxe Disc’i edinen dinleyiciler için. Tabii ki de bu versiyonu dinleyeceksiniz değil mi?

Back Porch: Öylesine başarılı ki herhalde önceki şarkıları gölgeleyip bir tek bu parça öne geçmesin diye koymadılar normal versiyona diye düşünüyorum. Yoksa başka açıklaması olamaz. Ya da olabilir. Evet evet bu albüm böyle güzel.

My Own Cobain: Kesinlikle favorim değil. Bununla birlikte bu parçaya karşı nötrüm. Varlığı ya da yokluğunun bu albüme hislerimi değiştireceğini sanmıyorum. (Sanırım albüme trip attım?)

Angels:Fred Durst’ın açık açık “olgunlaştım ben” parçasıdır bu herhalde. Bunu hissetmek beni üzmekle mutlu etmek arasında bir noktaya sürükledi. Güzel mi peki? Hem de çok. Pat diye bitince şarkı tabii ki ne yapıyoruz? Bir daha başa sarıyoruz!

İyi dinlemeler!

 

MÜŞRA DEMİR

 

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Top 3 Stories

Daha Fazla İçerik
Büyük Sonbahar ve Kış sayısı: Biraz moda ve biraz da müzik üzerine…