Modada Sürdürülebilirlik Sadece Sınıfsal Bir Ayrıcalık Mı? 

Vestiaire Collective’in kurucuları, yakın zamanda çok tartışılan bir karara imza atarak aralarında İsveçli moda perakendecisi H&M, moda devlerinden Gap Inc, İspanyol markası Mango, Japon markası Uniqlo ve Inditex’in Zara’sının da bulunduğu 30 “fast fashion” markasını platformda yasakladı. 

Dünyaca ünlü şirketin kurucu ortakları, web sitelerinde fast fashion markalarını kademeli olarak platformdan kaldırmaya yönelik üç yıllık planlarını açıklayan bir mektup paylaşarak bu durumu; “Moda endüstrisi her yıl 100 milyar giysi üretiyor. Daha çok tüketip daha az giydikçe, çoğu hızlı moda markalarından olmak üzere yılda 92 milyon ton tekstil atığı atılıyor. Bu, Empire State Binası’nı her gün doldurmaya yetiyor. Yani bu durum büyük bir çevresel ve sosyal etkiye sahip.” şeklinde ifade etti. 

Ayrıca müşterilerini; Vestiaire’in “Önce düşün, sonra satın al” hareketine katılmaya, hızlı modayı kendi gardıroplarından tamamen çıkarma veya yılın geri kalanında hızlı moda satın almayı bırakma sözü vermeye çağırıyorlar. 

Vestiaire Collective hızlı modayı çok düşük fiyatlar, koleksiyonların sık sık güncellenmesi, geniş ürün yelpazesine sahip olma, yoğun ve sık promosyon dönemleri ve hızlı üretim döngüleri olarak tanımlıyor. 

Sevilen platform, endüstrinin büyüyen atık sorunuyla mücadelede ilk adımın; hızlı modaya tamamen hayır demek ve “modası geçmiş, sömürücü” olarak tanımladığı, her zamankinden daha fazla düşük kaliteli ürün satın alma, ancak daha önce hiç olmadığı kadar fazla ürün kullanma şeklindeki sistemin dışına çıkmak olduğunu öne sürüyor. Bunun yerine platform, tüketicileri lüks ikinci el veya vintage kıyafetleri tercih etmeye teşvik ediyor. “Sürdürülebilirlik” tartışmaları, bu kararla birlikte 2024’te çok farklı bir seviyeye taşınacak gibi görünüyor. 

“Stop Being Poor”! 

İnternetteki ünlü moda hesabı Diet Prada; platformun bu yasağını duyurduğu postunda pek çok tepkiyle karşılaştı. Tepkilerden biri ise durumu özetliyor gibiydi. Paris Hilton’ın ikonik deyimiyle “Stop Being Poor” yani “fakir olmayı bırakın!” 

Bu tarz yasaklar ve “hızlı modayı aşağılama” trendi; sürdürülebilir markaların sadece zenginler için değil, sıradan insanlar için de uygun fiyatlı giysiler üretmeye başlayacağı anlamına mı geliyor? Yoksa her şey sadece düşük gelirli vatandaşlara orta parmak göstermekle mi ilgili? Tabii ki erdemli ve sorumluluk sahibi davranmak harika ancak modadaki çoğu “sürdürülebilir” hareket tamamen sınıfsal bir tavır. Çünkü geçmişte hızlı moda satın alan çoğu kişi, satın aldıkları şeyin “hızlı moda” olup olmadığını düşünmüyor bile. Alıyorlar, çünkü karşılayabildikleri tek şey bu. 

Posta gelen tepkilerden biri olayı şu şekilde özetliyor:   

“Resmen ‘Green Washing’ yapıyorsunuz. (Bu terim, bir şirketin veya ürünün çevre dostu gibi gösterilerek pazarlanması anlamına geliyor.) 

Sanki bu markalar; tüm moda markalarının, tasarımcılarının ve şirketlerinin rol oynadığı, kurumsal olarak bozuk bir sistemin tek sürdürücüleriymiş gibi, tüm dikkatleri hızlı modaya odaklıyorsunuz. Bu, o büyük moda mitlerinden birinin devamını sağlıyor. Yani “yüksek moda” olarak anılan lüks markalarının tümü, sırf daha pahalı oldukları için bazı evrensel sürdürülebilirlik ve etik kuralları altında faaliyet gösteriyormuş gibi. Bu kesinlikle doğru değil. Vestiaire’nin hızlı modayı yasaklayarak elde ettiği tek şey, bu konunun yükünü gücü yeten tüketicilere yüklemektir. İnanın bana, hızlı moda markaları kıyafetlerinin dolaşımda kalmasını umursamıyor ve Vestiaire de artık bu sorunun bir parçası. Aslında bu kıyafetlere ikinci bir hayat sunmak yerine hızlı moda ürünlerinin çöp sahasına daha hızlı gitmesini sağlıyorlar. Cevap bu değil.” 

Louis Vuitton ve Hermes gibi markalar satılmayan çantalarını sırf “ayrıcalık hissini pekiştirmek ve daha ucuza gitmemesi adına” yakarak yok ediyorken; buna cevapsız kalıp tüm yükü hızlı modaya atmak tüketicinin bu tarz yasaklara daha da sinirlenmesine neden oluyor. Özet olarak talep basit: Ortada sorumluluk alınacak bir konu varsa, bunu herkes eşit olarak paylaşmalı. 

Moda Markalarından Vestiare’nin Hızlı Moda Yasağına Yanıt 

H&M, kararına saygı duyduğunu ancak döngüsel bir moda ekonomisine doğru kolektif değişimi yönlendirme konusunda Vestiaire Collective ile aynı bakış açısını paylaştığını belirtiyor. 

Markanın sözcüsü: “H&M olarak daha sürdürülebilir modayı birçok kişi için erişilebilir kılmak istiyoruz. Modayı tüketmenin ve üretmenin yeni yollarını keşfetmemiz gerektiğine inanıyoruz ve bu nedenle çeşitli kiralama ve yeniden kullanım hizmetlerini test ediyor ve bunlara yatırım yapıyoruz. Ürünlerimizi döngüsel sistemin bir parçası tutarken, müşterilerimize farklı seçenekler sunup koleksiyonlarımızı farklı şekillerde keşfetmelerini teşvik etmek istiyoruz. Ayrıca müşterilerin önceki koleksiyonlardan sevilen kıyafetleri satın alma fırsatını gerçekten takdir ettiğini gördüğümüz diğer yeniden satış platformlarıyla da çalışıyoruz.” 

Sürdürülebilir moda açısından markalar ve tüketiciler arasındaki ilişki her zaman karmaşık olmuştur. Bazen gerçekten hem sürdürülebilir hem de sorumlu olabilen tek markanın “üst düzey müşteriye” hitap ettiği görülüyor. Biz sıradan insanlar ise, çoğu zaman etik olarak satın almayı tercih ettiğimiz şeyler ile karşılayabileceğimizi düşündüğümüz şeyler arasında kalmış hissediyoruz. Ayrıca günün sonunda “güncel görünme” ve trendleri yakalama isteği; yani “istediğimiz gibi görünmek için giyinme” hissinin ağır basması da gayet insani bir duygu.   

Peki sürdürülebilir moda sınıfsal mıdır? Sizi sıradan bir tüketiciden daha sağlıklı moda alanlarının ortağına dönüştürebilecek bir sistem mümkün mü? 

Moda ve Ayrıcalıklı Olma İlişkisi 

Seri üretimle birlikte eskiden sadece lüks tüketime mahsus olan stiller artık herkesin kullanımına sunuluyor. Bu, modanın demokratikleşmesi olarak görülebilir, bu sayede daha fazla insanın kendi tarzıyla kendisini istediği gibi temsil etmesine olanak tanınıyor. 

Diğer taraftan bu sistem düşük fiyatlar ile çalışanların adil ücretlerini veya çevreyi göz ardı ediyor olabilir. Ücretleri artırmak ve çevresel bozulmayı düzenlemek için insanlar giyim fiyatlarının gerçek maliyetine yükseltilmesini öneriyor. Peki fiyatlar yükseldiğinde ne olur? Harcanabilir geliri az olan insanlar artık o kadar fazla satın almaya gücü yetmez, yani dışlanırlar. 

Modanın işlediği sistem hakkında konuşmak çoğu zaman zor olabilir çünkü büyük sosyal ve ekonomik gerçekleri düşünmek anlamına gelir. Bu, özellikle yeterince temsil edilmediklerini veya kendi sosyo-ekonomik statülerinin kendilerini herhangi bir gerçek değişiklik yapmaktan alıkoyduğunu düşünenler için zorlayıcı olabilir. Bunun işe yaraması için herkesin modada sürdürülebilirliği destekleme konusunda rahat hissedeceği şartların sağlanması gerekiyor. 

Fast Fashion’ı Yok Etmek Bir Çözüm Mü? 

Bir görüşe göre insanları fiyatlandırma yoluyla dışlamak, onların modada sürdürülebilirliği destekleyemeyecekleri anlamına geliyor. Adama Lorma, hızlı modayı neden tamamen hayatımızdan çıkaramayacağımızı anlattığı YouTube videosunda “Sosyal ve ekonomik geçmişiniz, sürdürülebilirliği uygulama şeklinizi etkileyecek” diyor ve ekliyor: “Ürünlerin ucuz olmasını istemiyoruz; konu o değil. Ancak eğer bunlar o kadar pahalıysa ki… ortalama bir insanın bunları satın almak için aylarca para biriktirmesi gerekiyor, o zaman bu durum pek çok insanı sürdürülebilir pazarın dışında bırakabilir ve bizim yapmak istediğimiz şey bu değil. Çok ucuz ya da çok pahalı olmama arasındaki dengeyi bulmak gerek.” 

Sürdürülebilir moda sadece çok parası olanlar için olmamalı. Ancak görünen o ki, ortalama bir tüketicinin karşılayabileceği tek şey hızlı moda; yani hem insani hem de doğal olarak çok büyük maliyetlere sahip olduğunu bildiğimiz bir sektör. Giydiğimiz kıyafetleri üretenler, uzun saatler boyunca, çoğunlukla asgari ücretin çok altında ücretlerle, berbat koşullarda çalışıyor ve işe gitmek için uzun mesafeler kat ediyorlar.   

Aynı zamanda kişisel tarzdan ziyade geçici trendler kültürü, çok sayıda giysinin hızla modasının geçmesine neden oluyor. Yalnızca Amerika’da her yıl kişi başına yaklaşık 80 kilo kıyafet çöpe atılıyor; bu rakam son 20 yılda ikiye katlandı. Bunların çoğu da mağaza raflarına değil, çöplüklere atılıyor. 

Peki lüks moda daha mı iyi? Çoğu etik giyim markası oldukça pahalı. Stella McCartney büyük ölçüde sürdürülebilir modanın öncüsü olarak görülüyor. Tasarımlarına geri dönüştürülmüş naylonu dahil etmesi ve ormanları koruyacak şekilde viskon kaynağı kullanması son derece takdire şayan olsa da, kıyafetleri ortalama tüketiciye göre fiyatlandırılmıyor. Uygun fiyatlı olması amaçlanan sürdürülebilir giyim markaları bile nüfusun çoğunluğunun bütçesini aşıyor. LA merkezli The Reformation markası, etik iş uygulamalarını takip ediyor: Ürettikleri emisyonlar ve su karşılığında, bitki ormanlarının doğal olarak havadan CO2 yakalamasına, temiz su çözümlerine yatırım yapmasına ve çöp gazı dengelemeleri satın almasına yardımcı oluyorlar. Birdsong, Birleşik Krallık’ta geçinmeye yetecek ücret alan kadınlarla kıyafet üretmeye odaklanıyor. Ancak The Reformation’dan elbiseler yaklaşık 200 dolar, Birdsong’dan pantolonlar ise 125 £ civarında (harika bir seçenek olsa da) çok az kişinin yapabileceği bir yatırım. 

İnsanlara ikinci el mağazalarından alışveriş yapmalarını ve kıyafetleri tamir etmelerini söylemek kolay, ancak kıyafetlerin %18’i yıprandığı için ve %26’sı modası geçtiği için çöpe atıldığında, insanların bu tarz mağazalarında buna değecek ne bulması bekleniyor? Joan Crawford’un tavsiyesini dinleyebilmeli ve “kıyafetlere iyi arkadaşlar gibi bakabilmeliyiz”, ancak yırtılacak şekilde üretildiklerinde bunu söylemek yapmaktan daha kolay. 

Cadde zincirlerinin CEO’ları yılda kelimenin tam anlamıyla milyarlarca dolar kazanırken, hızlı moda satın almayı bırakma baskısını sindirmek zor.  

Hızlı moda kötülenirken çoğu kişi lüks modanın genellikle çevreye benzer şekilde zarar veren bir etkiye sahip olduğunu unutuyor gibi görünüyor. Fashion Revolution’ın kurucu ortağı ve kreatif direktörü Orsola de Castro, “Lüks pazarda, mücevherde, kaşmirde, üretilen deri miktarında, tüm bunların sorumlusu çevreye zarar verir. Tasarımcı kıyafetleri daha pahalı olabilir ama tedarik zinciri çalışanlarına hâlâ doğru şekilde ödeme yapmıyor, hatta asgari ücreti bile ödemiyorlar. Sadece hızlı modaya değil, tüm sektöre bir düzenleme yapılması gerekiyor.” 

Kıyafetlere daha fazla para harcayabilsek bile bu, gezegene verilen zararı azaltmaz. Lüks moda evleri altın çıkarmak için zehirli kimyasallar kullanıyor ve elmas madenciliği uygulamaları Sierra Leone gibi ülkelerde toprak erozyonuna katkıda bulunuyor.  

Tedarik zincirlerinden ücretlere ve israfa kadar şeffaflık açısından (işletmelerin uygulamaları konusunda ne kadar açık oldukları) hızlı moda perakendecileri çoğu tasarımcı markasından daha iyi performans gösteriyor: Moda Devrimi’nin şeffaflık endeksine bakarsanız, pek çok hızlı moda mağazasının büyük ölçüde belirli bir seviyeyi aştığını görürsünüz. H&M, GAP ve ASOS; %50’nin üzerinde şeffaf hale gelen hızlı moda markaları arasında. Bu nihai hedef değil ancak iyi bir başlangıç çünkü bu, markaların tedarik zincirleri konusunda daha sorumlu olmalarını sağlayacak bir duruş. 

Hızlı modada ilerleme yavaş ama sürdürülebilir uygulamalar daha yaygın hale geliyor. ASOS gibi birçok büyük perakendeci, kıyafetlerini üretirken döngüselliği harekete geçiriyor. Bu üretim tarzı, tüm kıyafetlerin ömür boyu giyilmesini sağlamak için atıkların en aza indirilmesine ve eski ürünlerin yenilenmesine odaklanıyor.  

H&M ve GAP ayrıca mağazalarına eski kıyafetleri geri dönüştürebileceğiniz büyük giyim kutuları yerleştirdi. Bunun da bazı sınırlamaları var: H&M’in 1000 ton giysi atığını geri dönüştürmesi 12 yıl sürecek; bu da kabaca 48 saatte ürettiği miktara eşit. Ancak en azından iyileştirme konusunda küçük bir taahhüt gösteriyor. H&M ve Zara’nın daha sürdürülebilir giysiler üretmek için organik keten, pamuk, ipek ve Tencel veya polyester ve gümüş gibi geri dönüştürülmüş malzemeler kullanan etik ürün yelpazesi de aynı şekilde bu dönüşüme hizmet ediyor. 

%100 sürdürülebilir bir moda endüstrisine sahip olmaktan çok uzağız. Ama fast fashion CEO’ları ve tasarımcılarının, hem stil hem de dayanıklılık açısından uzun süre dayanacak şekilde tasarlanmış kıyafetler ürettiklerinden emin olmaları gerekir; böylece bu kıyafetler ömür boyu dayanır ve birkaç aşınma ve yıkamadan sonra parçalanmaz. Giysilerimizi üreten insanların, israfın bir tasarım hatası olduğunun, en az paraya sahip olanların ödediği bir hata olduğunun farkına varmaları gerekiyor. Ve gezegenin artık buna gücü yetmiyor. 

Günün sonunda “hızlı moda” oldukça büyük ve karmaşık bazı global sorunların belirtisi; ancak nedeni değil. 

Bu sorunların belirtilerini yaşayan bireyleri yani biz tüketicileri yargılamak ve tüm sorumluluğu bizim omuzlarımıza yüklemek ise anlamsız. Aslında modanın kendimizi istediğimiz gibi ifade edebildiğimiz, özgür ve eğlenceli hissettiğimiz bir alan olması gerekiyor değil mi?  

MÜŞRA DEMİR

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Top 3 Stories

Daha Fazla İçerik
Konser Günlerini Beklerken: Glastonbury Tarihinin En İyi 10 Performansı