Geçtiğimiz yıllarda o sert, öfkeli ve hayatı altüst olan adamın çığlıklarını dinlemiştik. In Times New Roman… bildiğiniz bir enkazın kaotik soundtrack’iydi. Josh Homme’nin duvara tosladığı, her şeyin kafasında patladığı o öfke dolu dönemden sonra uzun süredir beklediğimiz Perfecth sonunda çıktı.
Bu albüm tam anlamıyla bir kırılma noktası.
Açık olalım: Eğer beklentiniz sabaha kadar kafanızı duvarlara vuracağınız, Songs for the Deaf tarzı bir riff bombardımanıysa (keşkeeeeee), Perfecth ilk dinlemede size biraz yavan, hatta evcil gelebilir. Zaten albümün genelinde o orta tempolu, klavyelerle süslenmiş, akustik esintili “lo-fi/salon” havası herkesin harcı değil. Dürüst olmak gerekirse benim hiç değil…
Ama biraz kulak verince olayın rengi değişiyor. Ben de o kulağı da ancak aşırı odaklandığım bir çalışma seansında arkadan dinlerken verebiliyorum maalesef. Belki siz benden daha sabırlısınızdır.
Bu albüm …Like Clockwork‘ün karanlık ve melankolik ruhunun sonrasındaki o “kabul ediş” evresi. Hani fırtına biter, ortalık sakinleşir ya; işte Perfecth o sessizlikte demleniyor. Aslında, Rated R veya Lullabies to Paralyze dönemindeki o klasik, ince esprili ve sinsi QOTSA DNA’sı hâlâ burada. Sadece distortion pedalları biraz kısılmış, alan açılmış, nefes aldırılmış.
“From the Cliff” gibi parçalar, grubun geçmişteki o gizli incileri olan “This Lullaby” veya “Mosquito Song” damarından besleniyor. Josh Homme’un vokalleri bazen öyle bir yere çıkıyor ki, insan hayret ediyor; özellikle “Sunday” parçasındaki o David Bowievari hava resmen adamın içine işliyor.
Mono albümdeki tek nefret ettiğim parça, ama bunun tek nedeni bu yıl yaşadığım bir travmayı tetiklemesi. Tamamen kişisel olarak hoşlanmadım.
Zaten albümün adı bile ironik; Perfecth. Japonların o kırılan seramikleri altınla yapıştırma sanatı olan kintsugi felsefesinden ilham almışlar. Kusursuz olmaya çalışmayan, yaralarını gizlemeyen, tam aksine o çatlakları gururla sergileyen bir albüm bu.
Phantom Limb, Where The Goth Girls At? ve Dave Grohl destekli Run Away From The Mob favorilerim.
Çok mu kısa? Evet çok çok kısa. Öğle yemeği atıştırmalığı niyetine şık bir kanepe gibi. Bu yüzden bu inceleme de bir hayli kısa. Bu albüme yakışır şekilde.
QOTSA hâlâ kendi liginde top koşturuyor ve şükürler olsun ki hala kendilerini tekrar etmemekte inat ediyorlar. Ama bazen fazla inat, aşık usandırır. Biraz daha sevdiğimiz QOTSA rotasına 1-2 durakla da olsa yeniden uğrayabilmeleri dileğiyle.



