Şeytan Hala Prada Giyiyor Mu?: “The Devil Wears Prada 2” İncelemesi

Nostaljinin Podyumu ve Dijital Çağın Gerçekleri

The Devil Wears Prada tıpkı SATC gibi pek çoklarımızın hayatını derinden değiştirmiş filmlerden biri. Hatta benim için sadece filmi değil, kitabı da öyle. Aynen, “en çok ben okudum, ben izledim, ben seviyorum” yarışına girebilirim bu noktada çünkü kitabı okuduğum yıllarda Andy gibi zorbalandığım bir stajdaydım, sonrasında kendisiyle aynı sektöre atıldım ve aynı şeyleri yaşadık… Filmdeki Andy ayrı kitaptaki Andy ise apayrı… Kitapta deri pantolonun üstüne sakarca döktüğü yemeği temizlediğini bugün bile hatırlayabiliyorum. Ya da filmin o ikonik açılışı, Madonna çalan sahne, Andy’nin kırmızı ruju, Agent Provocateur korsesi, Miranda’nın kürkleri… Hafıza ile alakalı değil bu sadece, iyi pop kültür böyle bir şey aklınıza yapışır ve kalır. Vizyonunuzu oluşturur. O kadar düşünür ve düşlersiniz ki gerçekliğiniz haline gelir ve hatta manifestlersiniz.

The Devil Wears Prada 2 ise bize hafızamızda kalacak hiçbir şey vermiyor. Çerezlik ama dişe gelmiyor bile. Süslü markalı bir su içmek gibi. İhtiyacımız var elbet içeceğiz ama yeni bir şey sunmuyor, su nihayetinde.

2006 yapımı orijinal film, moda dünyasını hem hicveden hem de yücelten, sinema tarihinin en ikonik diyaloglarına sahip bir popüler kültür mihenk taşıydı. Bugün veya bir 20 yıl sonra izlendiğinde de harika kalmaya devam edecek ve milyonlara ilham olacak türden. TDWP 2 ise kötü bir film olmasa da “keskin dişleri törpülenmiş, fazla yumuşak ve nostaljiye sırtını dayayan bir devam filmi”.

Öncelikle görsel açıdan konuşmak gerekirse koca bir hayal kırıklığı. Emily In Paris‘in styling’cisini mi tuttular bilmiyorum ama her şey koca bir şaka gibi. Kombinlerdeki o kravat takıntısı nedir mesela? Tabii ki 20 yıl önceki look’larını beklemiyorum ama inanılmaz özensiz geldi. Renk paleti malumunuz günümüz sinemasındaki en büyük yaramız ama bunu isteseler kırabilirlerdi. Filmin genel tonu modadan çok işin “business” yanına o kadar kaymış durumda ki; filmin lokasyonları ve tonuyla birleşince ara ara Succession izlediğinizi sanabilirsiniz.

İyi yaptığı şeyler yok mu? Tabii ki var. Filmin modern medya dünyasındaki #content (içerik), trafik, algoritma ve bütçe kısıtlamaları gibi acımasız gerçeklere değinmesi harika. Eskiden gala menülerinin konuşulduğu toplantılarda artık tıklanma oranları konuşuluyor. Emily’nin yapay zeka aşığı, teknoloji baronu sevgilisi Benji de yine günümüze atıfta bulunan detaylardan. Öte yandan politik doğruculuk yolunda bir noktada tüm o sihri kaybediyorsunuz.

Andy karakterine yazılan Avustralyalı müteahhit sevgili Peter (Patrick Brammall) rolü aşırı karizmasız, gereksiz ve kimyadan yoksun. Keza Miranda’nın kocası rolünde izlediğimiz Oscar ödüllü Kenneth Branagh’a neredeyse hiçbir şey yaptırılmaması “büyük bir yetenek israfı”. Bir dolu zaman ve bütçeniz vardı, senaryoyu Ai’a yazdırmış olabilir misiniz diye düşünmüyor değilim.

Lady Gaga ise oldukça gereksiz bir katkı. Kendisinin sahnesi tam olaylar tırmanırken filmin tüm momentumunu ve temposunu durduran bir “müzik video” arasına dönüşmüş durumda. Zaten filmin soundtrack’inin koca bir flop olmasına değinmeyeceğim bile.

Geçmişi seviyoruz evet ama bu tarz kötü yapımlar geldikçe ve nostaljiden nasılsa para kazanırız mantığıyla özensiz işler sunuldukça geçmişe daha da bağlanıyoruz. Sonsuz toksik bir döngü gibi.

Bu haliyle The Devil Wears Prada 2, orta bütçeli bir Netflix yapımından ya da efsanevi isimleri bir araya getiren bir Superbowl reklamından fazlası gibi görünmüyor. Tüm film, bir mail de olabilirdi.

Eski yılların hatrına 3 veriyor ve geçiyoruz.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Top 3 Stories

Daha Fazla İçerik
Çiğ ve samimi rock: Under Great White Northern Lights
×