2026 yılında, sanatın doğası gereği kendisinden önceki isimlerden ilham alsa bile bunu taze malzemelerle yapan birini görmek o kadar iyi hissettiriyor ki… Sırf bu yüzden bile Slayyyter albüm isminde iddia ettiğinin aksine Amerika’dan çıkan en iyi kız olabilir. Worst Girl in America albümü internet kültürünün en derin damarlarından besleniyor, üstüne nostaljiyi gelecekle tokuşturuyor.

Slayyyter’ın önceki kariyeri düşünüldüğünde dürüst olmak gerekirse kendisinden pek de bir beklentim yoktu. Ama “WOR$T GIRL IN AMERICA”da 2007-2010 arası elektronik müzik patlamasını merkezine alarak bana ve bize (?) yeniden bir şeyler hissettirmeyi başardığını düşünüyorum. Albümün prodüksiyonu, hayal gücümüzü MySpace döneminin karanlık, terli ve maksimalist kulüplerine ışınlıyor. (O yıllarda asla gidemeyecek kadar küçük olduğumuz…)
Justice, SebastiAn,The Bloody Beetroots, LCD Soundsystem,Crystal Castles, The Hellp, Ed Banger Records referanslarını zaten görmezden gelmemek imkansız. Ama bunu, şu sıralar kombinlerine de baştan aşağıya “arşiv” parçalar basanların kopyala yapıştır çiğliğinde yapmıyor. Kendi yarattığı dünyayı bir iPod içerisinden bize yeniden dinletiyor. Albümdeki o kirli, bas ağırlıklı, distorbe edilmiş synth’ler doğrudan Fransız elektro akımını bize yeniden hatırlatıyor.
Öte yandan bu tarz albümlerin şöyle bir handikapı var. Gerçekten güzel mi? Yoksa biz geçmişin bir özlemi içerisinde miyiz?
“Geçmiş pop akımlarının kusursuz bir amalgama (karışım) dönüşmesi” “WOR$T GIRL IN AMERICA” için çalışan bir formül olmuş bana kalırsa. Çünkü zaten şu anda piyasada olan ve sürekli Britney’nin nacho’larını ısıtmaktan utanmayan birbirinin aynısı pop kızlarınıın aksine; Slayyyter bu albümde geçmişi taklit eden diğer “throwback” albümler gibi sadece “2000’ler ne güzeldi değil mi?” nostaljisine sığınmıyor. O dönemin sound’unu alıp onu daha vahşi, daha arsız ve bugünün chronically online estetiğiyle harmanlıyor. Bu yüzden albüm hem çok tanıdık hem de tamamen yeni hissettiriyor.
Slayyyter’ın vokal esnekliği ise onu diğerlerinden ayıran bir diğer nokta. Coachella performansını gördünüz değil mi? Sürekli kendisini rock’ın yeni veliahtı olarak gören Yungblud’dan daha iyi bir ses aralığı olması manidar, lol. Slayyyter senden metal albümü de bekliyoruz.
DANCE albümün tartışmasız en büyük “banger”ı. Old Technology ve Crank albümden diğer favorilerim. Bu işin temposunu en yukarıda tutan, prodüksiyon harikası çılgın geçişler olarak görüyorum bunları.
Charli XCX’in BRAT albümünün yarattığı kültürel dalga sonrasında gelmesi ise aynı yolun yolcusu olduğunun bir kanıtı. Zira Charli örneğindeki gibi Sanatçılar ne zaman ticari kaygıları ve eleştirmenlerin ne diyeceğini umursamayı bırakıp tamamen kendi vizyonlarına (ve hedonizme) odaklansa, kariyerlerinin en iyi işini yapıyorlar.
WOR$T GIRL IN AMERICA, tıpkı BRAT ya da Britney’nin Blackout‘u gibi, ana akımın dışından gelip popun kurallarını yeniden yazan cinsten bir albüm.
Dinledik, sevdik, beğendik. Ben ve tüm karakterlerim adına konuşuyorum.



