Adéla – PRIMA: Popun “Prima Ballerina”sı Olabilir Mi?

Adéla’nın Dream Academy ile başlayan ve Capitol Records çatısı altında The Provocateur EP’siyle hız kesmeden büyüyen popstarlık yolculuğu, ilk stüdyo albümü PRIMA ile resmiyet kazandı. Albüm duyurulduğu andan itibaren büyük bir heyecan dalgası yaratmıştı. Dream Academy izlemediğimden, Adela benim için bu albüme kadar tarzını sosyal medyada gördüğüm kadarıyla beğendiğim biriydi. Yani beklentim zaten sıfır olduğu için biraz daha objektif yaklaşabilirim. Peki geri kalan herkes için durum ne? Dylan Brady ve Blake Slatkin gibi iyi yapımcıların elinden çıkan bu debut çalışma, müzik dünyasında bekleneni tamamen verebildi mi sorusunu da beraberinde getiriyor.
PRIMA, prodüksiyon açısından son derece iddialı bir altyapıya sahip. Gürleyen 808’ler, keskin davul ritimleri ve cilalı vokallerle bezeli, tıpkı Ava Max’in debut albümü Heaven & Hell gibi: Dinlemesi son derece keyifli, kulak okşayan hitlerle dolu ama ne yazık ki özgünlükten biraz uzak. Albümü dinlerken Tate McRae’nin elenmiş demolarını dinliyormuş hissinin ötesine geçmek zorlaşıyor.
Dream Academy’nin getirdiği devasa kitle ve beklenti çıtası bir avantaj gibi görünse de, sanatçının kendi özgün kimliğini inşa etme sürecinde bir gölgeye dönüşmüş durumda. Günümüz müzik sektöründe uzun ömürlü olmanın anahtarı jenerik formüllere sığınmak değil, bağımsız ve net bir marka kimliği yaratabilmek.

Albümden yegane favorim KGB. Temposuyla, iddialı klibiyle tam olarak pop müzikte görmek istediğim şey. Keşke tüm bu “gaz”ı tüm albüme yedirebilseydi. Benim albüme dair tüm bu problemim de tam olarak burada başlıyor. Yani harika dans ediyor ama tüm ritm nerede? Neden yüksek tempolu eğlenceli şarkılar yapmaya alerjisi var bu insanların? Tate McRae ve Tyla da aynı sorundan muzdarip. Sahneye yakışan ve iyi dans eden insanlar ama haldır huldur dans etmelerinin arka planını dolduracak bir müzik yok arkada. Neredeyse arabeske kayacak yavaş ritmlerde canhıraş dans ediyorlar.
Prima, KGB benzeri 3-4 şarkıya daha sahip olsaydı gözümde harika olabilirdi. Ama albümdeki 2000’ler hisli Boys dışında bir eşlikçisi yok.

Adéla’nın Slovakya’daki köklerine ve annesinin hikayesine saygı duruşunda bulunduğu Ain’t In LA, albümün sosyal medyada en çok parlayan işlerinden biri. Miley Cyrus’ın We Can’t Stop’ına bayağı benzeyen şarkı anlık “GRWM” videolarının arkasında harika iş çıkarsa da, bu marketing enerjisinin kendilerine özgü ve yeni bir şey üretmeye harcanmasını dilerdim.
Bale disiplinini pop müziğin “sweat & glitter” estetiğiyle birleştirme fikri (prima ballerina konsepti) kağıt üzerinde harika duruyor; ancak albümün geneline bakıldığında kim olduğunu anlatmaktan ziyade “başkalarından parçalar taşıyan” bir tablo sunuyor.

Özetle PRIMA, pop dünyasında ilk büyük adımı atmak isteyen genç bir sanatçının bocalama dönemi olarak okunabilir. İlk projelerde ana akım kalıplara sığınmak son derece doğaldır ve Adéla’nın ham yeteneği ile sahne ışığı tartışılmaz. PRIMA unutulmaz bir başyapıt olmasa da, Adéla’nın gerçek potansiyelini ve kendi özgün sesini bulacağı bir sonraki albüm için sağlam ve ticari açıdan güçlü bir basamak.
Yolu açık olsun.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Top 3 Stories

Daha Fazla İçerik
Soundgarden is heading to Istanbul to play %100FEST!
×