http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2015/01/818T7lYuhqL._SL1500_-1050x1050.jpg

Sıfır risk, yüksek kalite: AC/DC-Rock or Bust

6

Yıl 2014 ancak şaşırtıcı (ki aslında şaşırmamamız gereken) şeyler de hala olmuyor değil müzik piyasasında. Konu  AC/DC olunca neden şaşırıyoruz ki hala harikulade nitelikte bir albüm dinlediğimize?

Ama yukarıdaki yorumum kesinlikle total bir çıkarım. Elbette artılar, eksiler var. (AC/DC ve eksiler? Rock n’ Roll aşkına, çarpılacağımı bile bile söylüyorum bazı şeyleri…)

Kuşkusuz ben de AC/DC söz konusu olduğunda “benim için çoooook özeller çok” diyenlerdenim. Pop kültüründen bir anda kopup bu mecralara merak salmamı sağlayan, bana bu zehrin en saf ve katışıksız halini veren grup AC/DC’dir. (Ki içerisinde bulunduğum nesil nedeniyle haşır neşir olduğum nu-metal etkileşimlerimi es geçiyorum tabii ki.) Aynı şekilde ilk konser DVD’m de koskocaman bir kutu içerisindeki AC/DC -Live At Donington 1991 paketidir. Dolayısıyla o kapağın üzerinden hala bana kütüphanemde kocaman bir resim olarak bakan Malcolm Young olmadan çıkan bu ilk albüm, bana fazlasıyla hüzün veriyor. Albümdeki tüm parçaları kendisi yazmış ancak albümde yeğeni Stevie Young yer alıyor. Hayatıma bu şekilde yön vermiş adamlardan birinin bu şekilde sağlık sorunları  yaşaması insanı çok üzüyor.

Yine de yazıya her zamanki AC/DC mottosu olan “herşeyi boşver, yaşasın sonsuz coşku” ile toparlanıp devam etmek gerek.

Albümü dinleyen herkesin eleştirisi “ama” ile başlıyor. “Ama”, çünkü yeni bir şey yok. “Ama” aynı kalite var. Bunca yıldan sonra insan AC/DC‘den bir yenilik beklemiyor. Diğer dinleyicileri bilemem ama zaten yenilik de istediğimiz yok. Bazı şeyler eskisi gibi kalınca güzel. Yani AC/DC müziği denildiğinde kulağın istediği belli bir tını, belli bir lezzet var. Bunu halen aynı kalitede verdikleri bu noktada, yani Rock or Bust noktasında bir kez daha avuçlarımız kanayıncaya kadar alkışlamak gerek.

Yine de bir önceki albüm Black Ice daha iyiydi, bunu belirtmekte fayda var. Bu albümde artık hissettiğimiz Malcolm Young yokluğu nedeniyle midir bilinmez, nedense tempo biraz düşük gibi geldi bana. En azından albümü açan Rock or Bust, hemen “işte bu harika” çığlıkları attıran bir parça değil. Albümden ilk single Play Ball, Rock or Bust parçasından çok daha güçlü ve çok daha “AC/DC”.

Albümün 3. sırasındaki Rock the Blues Away ile işte yukarıda bahsettiğim çığlıkları atmaya başlıyoruz. Favorilerim ise Miss Adventure, Baptism by Fire ve Sweet Candy.

Kapanışta yine o AC/DC dinlemenin verdiği coşkulu huzur ile (!) daha nice AC/DC albümleri diliyor insan. Sahi, Aptülika‘nın “bir şeyi 40 sefer söylersen olurmuş” inancıyla sürdürdüğü bir “AC/DC Türkiye’ye gelsin” kampanyası vardı. Ne gelen var ne giden. Bakarsınız bu albümün turnesi kapsamında görebiliriz, bu tarihin en ateşli efsanelerini.

Neyse ne diyorduk, bazen risk almamak da güzeldir.

In rock we trust, it’s rock or bust

İyi dinlemeler…

MÜŞRA DEMİR

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours