http://www.multibabydoll.com/wp-content/uploads/2016/05/yer-yer-spoiler-iceren-x-men-apocalypse-incelemesi.jpg

YER YER SPOILER İÇEREN X-MEN APOCALYPSE İNCELEMESİ

Öncelikle yazıya başlamadan önce belirtmem gerekir ki işbu inceleme yer yer filme dair spoiler içerebilir.

Evet ben uyarımı yaptığıma göre, yazıya başlayayım.

Aslında uzun uzun yazmadan önce açıkça duygularımı söyleyeyim. Filmi beğendim. Filmi çooook beğendim.

Atari.

2000 başlarındaki ilk X-Men üçlemesinden hiç hazetmemiş, X-Men Origins rezaletini görmezden gelmiş olan ben; 2011 yılında X-Men First Class filmini sinemada izlediğimde resmen vurulmuştum, çarpılmıştım. (Tabii bunda Michael Fassbender’ın da yüksek etkisi var, öhm)

Gerçekten her anlamda şık bir işti, üstüne eski kadronun aksine tamamiyle sevdiğim isimlerden oluşan yeni kadro da eklenince X-Men fan’ı olup çıktım.

Ardından gelen Days Of Future Past, çıtayı daha da yükseltti. (Tabii ki herkesin üzerinde konuştuğu o Quicksilver sahnesinden bahsetmesek olmaz.)

Gelelim şimdi X-Men Apocalypse‘e. Iron Man 3 ve Avengers: Age Of Ultron ile ardı ardına gelen kepazeliklerin ardından tamamiyle Marvel Studios tarafını bırakmamla birlikte tabii ki sıradaki kepazelik Captain America: Civil War‘ ı değil; tee en başından beri X-Men Apocalypse‘i bekliyordum bu yıla dair. Beklentilerim de neyse ki boşa çıkmadı.

Filmin Londra’daki ön gösteriminden sonra ya çok çok iyi ya da çok çok kötü şeklinde ikiye bölünmüş olan yorumlar bir hayli kafa karıştırıcıydı kabul ediyorum. Ancak aldırmamak gerek zira pek çok ülkede vizyona girdikten sonra gelen yorumlardan da anlaşılabileceği gibi haklarını geri almak isteyen Marvel Studios’un iyi bir para yedirme aktivitesi bu. Gayet de taş gibi film olmuş!

Not: Aşağıdaki Instagram postu bence gelmiş geçmiş en komik pr videosu.

 

Mısır’da geçen ayin sahnesiyle filmin açılışı kendisinden beklenildiği üzere bir hayli gösterişli. Ayindi, kötü adamımızın binlerce yıllık bir uykuya yatmasıydı, kötü adamımızın binlerce yıllık uykudan kalkmasıydı derken kendinizi ilk saniyeden itibaren filmin içerisinde bulabiliyorsunuz.

Okulda ise lila kazağıyla Charles Xavier oldukça şık, öğrencileriyle oldukça mutlu. Burada öğrencilerinden bahsetmek gerek tabii ki. Özellikle de önceki seride hiç sevmediğim Jean Grey ve Cyclops’tan.

Önceki Serideki Famke Janssen gibi anlamsız bir seçimin yerine (önceki seride zaten ne anlamlıydı ki sorarım size?) Sophie Turner bacımız rolüne gayet yakışmış. Aslında tek bir sorun var o da yahu bu kız çok mu iri bana mı öyle geliyor. Yani tamam güzel, hoş kız ama filmdeki istisnasız tüm erkeklerden daha iri görünen bu kızı gördükçe arada bir gülme gelmiyor değil.

Cyclops ise önceki filmdeki kabız hallerinin aksine bu kez olmuş dedirtenlerden. Yine sinir bozucu ama olsun, olmuş bu olmuş.

Storm ve Angel filmin ekstra havalılarından. Hele Angel’ın Metallica‘nın The Four Horsemen‘i eşliğinde bir sahnesi var ki; filmin en zevkli noktaları arasında yer alıyor.

Jubilee pek az yer alıyor, Psylocke ise aslında aktif ancak tek satır repliği yok neredeyse. Ama filmin tümüne baktığınızda aslında bu pek de eksiklik oluşturmuyor. Yıllardır herhangi bir çizgi roman uyarlamasında yer almak için sol böbreğini verebilecek bir hot nerd olan Olivia Munn, rolüne inanılmaz yakışmış. Fiziği de, kostümü de, hali tavrı da tam olmuş.

Nightcrawler tam bir pırlanta kalpli koca bebek olarak parlayanlar arasında. Fassbender’ın Magneto’su ve McAvoy’un Charles’ı için zaten laf yok; şu anda kendileri dışında bu rolleri kaldırabilecek kimseyi düşünemiyorum.

The Witch.

James McAvoy‘a lila ve uzun saç pek yakışmış. (Burada random gülüş) Ciddiyim pek bir yakışmış. Kendisinin o yer yer insanı çileden çıkaran ilkeli tavrı bile sizi uyuz edemiyor. Bu adamın cidden çok farklı bir aurası var.

Fassy’nin Magneto’su yine sanki gerçekten Magneto’ymuş kadar doğal. Güçlerini arttırıp, taş taş üstünde bırakmadığı dakikalarda “aaaal, beni de aaaalll” diye bağırdım salonda. Zaten yine her zamanki gibi filmin en haklı olan tarafı kendisi. Yahu bu adam size ne etti? Resmen mahalle baskısına kurban giden Magneto’nun dramı. #magnetoforpresident

Ne Charles’da ne Erik’de aradığını bulamayan Raven rolünde Jennifer Lawrence ise yine çok güzel. Kırmızı halıda teyze modeli Dior‘larla gördükçe nefret ettiğim bu kızı, Raven olarak doğal haliyle gördükçe seviyorum. Fragmanlarda sanki filmin tek başrolü kendisiymiş gibi kullanılmış olsa da filmde öyle bir “ööğğhh” dedirtecek üstünlüğü yoktu Mystique‘in. Zaten güzel yanlarından biri de kimsenin kimsenin önüne geçmemesi.

Moira’ya kılım. Bu böyle bilinsin.

Tabii ki Quicksilver‘ı sona sakladım. Şöyle bir piyasa araştırması yaparsanız yine filmin en çok konuşulan noktası kendisi. Bir önceki filmdeki sahnesiyle aynı mantıkta ama asla tekrar hissi yaratmayan; çok daha farklı ve eğlenceli bir sahnesi var yine; hem de Eurythmics‘in Sweet Dreams‘i eşliğinde. Salon bu sahnede sanırım yıkıldı. Days Of Future Past‘taki sahnesini kat be kat geçen bu sahne farklı kameralar kullanılarak tam 1.5 ayda çekilmiş. (Evet sadece  2 dakikalık sahne.)

Rush.

Filmin ikinci yarısında girmesine rağmen en etkin rol oynayan 5′liden biriydi. Zaten vizyon tarihinden önce çekilen tüm reklam filmlerinde bir tek kendisi vardı. Rush tişörtü ve deri pantolonuyla kostümü daha da güzelleşmiş. Zaten bu çocuk bu seriye çok yakışıyor (Avengers’ın Tarık Mengüç saçlı Aaron Taylor-Johnson Quicksilver’ına selamlar). Yakışmasının bir nedeni de Evan Peters muhtemelen burada kendisini oynuyor, o yüzden de yapay gelmiyor.

Wolverine az ama çok yer alıyor filmde. Ben tatmin oldum. Tüm salon tatmin oldu.

Oscar Isaac. Evet konumuz şimdi Oscar Isaac. Yıllar önce Sucker Punch‘ın ince bıyıklı kötüsü olarak dikkatimi çeken Isaac’in 2016′da bu kadar güzel bir yere geleceğini öngörebilir miydik? Valla ben dilerdim ama pek de öngöremezdim. Neyse ki oldu, kendisi kariyerinde pek unutulmaz rolleri pek unutulmaz şekillerde canlandırmaya devam ediyor. Apocalypse’i de çok hoş olmuş; beğenmeyenler de var ancak konu şu an benim yazım; evet, ben beğendim makyajını halini tavrını. Zaten film öncesinde aklımıza iyice kazınmıştı “Everything they’ve built will fall. And from the ashes of their world, we’ll build a better one.” kısmı. Filmde sandığımız gibi bir yerde değildi bu cümle ama ezbere eşlik edebilyorduk Isaac’e.

Belki Phoenix’in Apocalypse’i alt etme sahnelerinden aşırı derecede etkilenmedim ama Charles Xavier ve Apocalypse’in zihinlerinde çarpıştıkları anları inanılmaz beğendim. Ah bebeğim sonunda kel kalmasıydı iyiydi tabii ki (Üzgün smiley)

Finalden içimde kalan en sinir bozucu şey ‘nasıl olur da Quicksilver Magneto’ya “sen benim babamsın” demez?’ oldu. Neyse bana aslında Magneto hafiften anladı gibi geldi. Yani bence çaktı biraz durumu sonunda, evet.

Ben bu ruhu aldım.

Film 80′leri olabilecek en güzel şekilde yansıtmış. Ne çok baştan savma ne de parodileşme derecesinde rengarenk. Her şey tam ayarında, kostümler ve detaylar oldukça güzel. Karakterler için dönemin ünlü albüm kapaklarından yaratılan afişler de enfes olmuş.

Kısaca (bu kadar anlattıktan sonra kısaca demek?) X-Men Apocalypse serinin önceki 2 filmine yakışır biçimde şık bir yapım olmuş. Gelen genç oyuncularla birlikte herkes parlıyor. Bu film sonrasında bu kadronun devam edip etmeyeceğine dair pek çok dedikodu var. Tek dileğim bu filmdeki kadronun aynen devam etmesi. (Eder eder, bence eder.)

Kast minnoş.

Yılın “süper kahramanların süper kahramanları vurduğu” filmler furyasına oldukça net bir nokta olmuş. Bir sonraki X-Men filminde görüşmek üzere!

 

MÜŞRA DEMİR

https://instagram.com/multibabydoll/

https://twitter.com/multibabydoll_

https://www.facebook.com/Multibabydoll/

 

Paylaş...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrShare on VKEmail this to someone




There are no comments

Add yours